İnsanın Eğitim İhtiyacı (Celal Tayyar UĞURLU)
İNSANIN EĞİTİM İHTİYACI
İnsan motivasyonunda Maslow’un teorisi çok büyük oranda araştırmalar tarafından test edilmiştir. Bir kişi en alçak düzeydeki ihtiyaçlarını gidermedikçe üst düzey ihtiyaçlarını gideremez. İşte eğitim ihtiyacı da Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi içinde en üst basamakta yer alır. Örgün anlamda eğitim ihtiyacı toplumlar karmaşıklaştıkça önemini artırmıştır. Fakat örgün eğitime gelinceye kadar insanoğlu her dönemde çocuk, genç ve yetişkinlerine örgün olmayan bir eğitim vermiştir. Öğrenmenin oluştuğu her durumda insan davranışlarını değiştiren bir eğitim sürecinden söz edilebilir. Balık avlamaya giden babasının arkasına takılan çocuk kendi yaşamı için eğitilmektedir.
İhtiyaçlar gün geçtikçe farklılaştıkça “eğitim” her alanda daha çok ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Kalıcı davranışların kazandırılmasında formal bir araç olan eğitim kurumları, insan girdisini en iyi nasıl işleyebileceğinin cevabını aramaya devam ediyor.
Bugünün gelişmiş kültürlerinde formal bir eğitim düzeni kurulmaksızın bilgi birikimi ve başarı kaynaklarının yeni kuşaklara aktarılması olanaksızdır. Toplumsal dinamikleri göz önüne almayan, insanın sosyal bir varlık olduğundan hareket etmeyen eğitim kalıcı ve öğretici olamaz. Eğitim insanı yüceltmektir. Eğitim insana kendisinin ne olduğunu göstererek insanın kendini tanımasına, bilmesine bulmasına yardım etmektir. Bu nedenle formal bir ortamda yapılan eğitime gün geçtikçe daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Çağımızda eğitim sürecinden geçmemiş bir kimsenin, kendi kendine yetişme olanağını bulsa bile, tam olarak yeteneklerini geliştirmesi olanaksızdır. Buda gösteriyor ki günümüzde örgün eğitim yaşamın olmazsa olmazı haline gelmiştir.
Örgün anlamda eğitim ihtiyacını özgerçekleştirime yönelik olarak düşünürken, diğer yandan, anlatım ve iletişim gereksinimi, işbirliği ve birlikte yaşama gereksinimi, sağlıklı yaşama gereksinimi, üretim ve tutumluluk gereksinimi, araştırma öğrenme ve sorun çözme gereksinimi gibi gereksinimleri de gerçekleştirmenin koşulu olarak değerlendiririz. Bu bağlamda eğitim, “sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmanın önemli bir faktörüdür” diyebiliriz. Ülkelerin ekonomik, teknik ve sosyal yönden ilerlemesi o ülkenin nitelikli insan gücü kaynağına bağlıdır. İnsan gücünün oluşturulması da eğitimin işidir. En geniş anlamıyla eğitimi, sosyal yaşamın sürdürülme aracı olarak tanımlar. Sosyal grubun amaç ve alışkanlıklarından habersiz ve bunlara kayıtsız olarak dünyaya gelenleri, amaçlar ve alışkanlıklar doğrultusunda bilinçlendirmek ve aktif olarak bilgilendirmek gerekir. Bu boşluk ise ancak eğitimle doldurulur.
Bu ifadelerden sonra eğitimin görevi şu iki noktada toplanabilir .
1. Kültürel alanda alınan mirasın, ilerlemeye engel olmayanlarını gelecek kuşaklara aktarmak. Bilim, teknik ve güzel sanatlarda sürekli gelişim içinde bireyleri yetiştirmek.
2. Kişide bedensel ve ruhsal gelişimi sağlamak, kişiyi toplumsallaştırmak, karar verme becerisi kazandırmak.
Eğitilmek, yaşamı hergün yeniden kurmak demektir. Kabala adlı İbrani bir Kutsal Kitapta şöyle diyor: İnsan, hiçbirşeyin gerçek olmadığını, her şeyin sürekli olarak oluştuğunu ve değiştiğini anlamalıdır. Her şey doğar büyür ve ölür. Herşey doruğa ulaşınca gerilemeye başlar. Gerçeklik diye bir şey yoktur. Hiçbir şey kalıcı değildir, herşey değişir. İnsan herşeyi başka şeylerden evrimleşen ve onu başka şeylere yönelten sürekli bir eylem ya da tepki; içakış ya da dışakış; kurmak ya da yıkmak, yaratmak ya da yok etmek, doğum, büyüme ve ölüm olarak görmelidir. Hiçbirşey sürekli değildir, değişir.
Burada, insanın eğitim ihtiyacını karşılarken, böyle bir anlayışla eğitimin yapılmasını savunmak ve sağlamak gerekir. Ancak böyle olunca yaşam dinamiklerini canlı tutup yeni durumlara geçebilirsiniz. Bugün aklınızla anlamlandıramadığınız, toplumsal yaşama birşey katmayan; paylaşmayı, tartışmayı, sorgulamayı sağlamayan bir düşüncenin yıkılması gerekir. İnsanın eğitim ihtiyacını ancak gelişmeye ve değişmeye açık değerlere karşılayıp doyurabilirsiniz. Aksi halde eğitim değil bilgi yüklemesi olur.
Bir insanın hayatında, en önemli şekillendirici etkiler aile tarafından yapılandır. İçinde doğup büyüdüğü ailenin değerleri çocukların gelecekteki, eğitim dönüşümlerinin değişmesi zor tohumlarını içerir. Sıfır-beş yaş çocuğunun öğrendiklerini ileriki yıllarda eğitimle değiştirmenin zorluğu artık yadsınmıyor. Öyleyse okula gelmeden önce çocuğun yanlış eğitilmesini engellemek lazım. Çocuk aile sahnesinde, insan ilişkilerini bütün karmaşık yönleriyle gözlemler ve yaşar. Özellikle okul öncesi dönemde, ana ve babasının etkisi altındadır. Ama yüzde yüz ana-babanın etkisi vardır demek doğru olmaz. Hele günümüzde gözünü açar açmaz televizyonla tanışan çocukların en büyük etki aracı bu aygıttır. Geleceğini ailede kurmaya başlayan çocuk en güçlü davranış değişikliklerini ailesinde kazanır. Örgün eğitim ortamına girinceye kadar birebir model aldığı aile bireyleri onun en temel eğitilme ihtiyacını informal olarak karşılamaya devam eder. İleriki yıllarda ise çocukluğunu yenemeyen insanlar bu dönemin verileriyle yaşamlarını sürdürürler. Gerçekler o dönemin gerçekleridir. Kalıplaşmış yargılar ve değerler benimsenmiş bir halde varlığını korur.
Çocuğun içinde bulunduğu, ortam onu savaşmaya ve gösterilere zorluyorsa, yeterince güçlenince savaşçı olur. O, savaştan kaçtığında küçümsenir, alay edilir, parlak övgülerden yoksun kalır. Böylece grubun zihinsel alışkanlıkları bireyin zihinsel alışkanlıklarına dönüşür. Bugünün politikacıları evrensel gerçeklerden ve bilimsel verilerden uzak halkın nabzına göre söylem geliştirirken aynı hataya düşüyorlar. İnsanlar zamanla her şeyi alkışlar hale geliyorlar ve bu kısır döngü herkesin dilinde eleştirel düşünce, bilimsel düşünce özlemleriyle uzayıp gidiyor.
Ailenin eğitimi sosyal yeterliğe sahip yeni nesil için vazgeçilmez bir olgudur. Okul-Aile işbirliği ailenin okul kararlarına katılımının artırılmasıyla mümkün olacaktır. Bugün okullarımızda kurulmasını zorunlu gördüğümüz Okul-Aile Birlikleri, Okul Koruma Dernekleri ve periyodik aralıklarla yapılması istenilen Veli Toplantıları aile eğitimini formal bir ortamda biçimsel olmayan etkileşimle gerçekleştirecektir. Bu etkileşim varolan süreçte çocuklara yansımaktadır.
Ailelerin dışında ve aileden sonra çocuğun kişiliği üzerinde en çok etkisi olan kurum “okul” dur. Okula giden çocuklar süre bakımından ana-babalarından daha çok okulda etkileşimde bulunmaktadırlar. Böyle olunca, okul davranış değişikliğinin yaratılacağı, bilimsel bir ortam olarak gerekliliğini hissettiriyor. Bilgiler, beceriler, tavır ve alışkanlıklar hep öğrenme sonunda kazanılır. Bir insanın bütün bunları kazanabilmesi için öğrenmeye hazır olması gerekir. Çocuğun ailesinden getirdiği bilgi, görgü ve değerler onun olumlu davranış geçirimlerine hazır olup olmadığını belirler. Bu durum öğretmenin çocuğu çok yönlü tanıması zorunluluğunu gerektirir. Öğretmen okul ortamında öğrenciye planlı yardımı sağlayan en önemli rehberdir
İnsanlar türlü alışkanlıkları bilgi, görgü ve becerileri çevreden kazanırlar. Giyim, kuşam, oturuş, yürüyüş şekillerimiz, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz konular, korkular hep çevreden öğrenilirler. Özdeş ikizler üzerinde yapılan araştırmalar, çevrenin insanlar üzerinde ciddi etkileri olduğunu göstermiştir. İnsanlar her ne kadar doğarlarken yapıları ve yaradılışları bakımından insan olarak doğuyorlarsa da insan olmayı çevrelerinden öğrenmektedirler.
İnsanların farklı kişilik özellikleri çevrelerinden etkilenmelerini farklılaştırır. Aynı aile içindeki kardeşler aynı çevreden etkilenmelere rağmen, aynı olaylara farklı yaklaşımlarda bulunabilir, farklı düşünebilir ve yaşayabilirler. Komşular, öğretmenler, arkadaşların yanında radyo, televizyon, sinema gibi unsurlar da aynı aile ve çevrede büyüyen çocukları farklı etkilemektedir. Model alınan unsurlar, çocuğun bir yaşam boyunca düşüncesini, yaşayışını şekillendirir. Hep aynı uyarıcılara maruz kalmış bir birey, uyarıcı değiştiğinde tepkisi hoş olmayabilir. Alışkanlıklar zor değiştirilir. İnsana bir yerleşti mi değiştirilmesi artık çok güçtür. Öyleyse, çevre modelleri çocuk için önemlidir. Daha sağlıklı, güçlü, kendine yetebilen, ne istediğini bilen çocukların yetiştirilmesi için çevrenin, uygun modeller sunması gerekir. Çocuğa tek bir seçenek değil seçenekler sunulmalıdır. Bir çocuğun kalıtımla saptanmış olan gözünün rengini sonradan değiştirmemiz hiçbir zaman mümkün değildir. Fakat bu gözlerin dünyaya karamsarlık içinde mi yoksa mutluluk, neşe huzur içinde mi bakacağını sağlamak bizim elimizdedir.
Aile, okul ve çevre eğitimi yeni yetişenlerin dünyasını kuran üç önemli etkendir. Bunların en etkili şekilde işlevlerini yerine getirmesi, daha az sorunlu bireylerin ve sonucun da toplumun oluşması için gereklidir. Koşullara uyma yeteneğinin yokluğu başarısızlığı yaratır. Bu anlamda uygun koşullar yaratma, uyum güçlüğünü azaltacaktır. Ortak değerlere sahip bir toplum; okul, aile ve çevre unsurlarının eğitim etkinliklerinde önemsenmesi ve karara katılmasıyla yaratılabilir.
Sonuç Olarak;
1. Tüm çocuklar 3 yaşından itibaren eğitim kurumlarına alınmalı, aile ve çevrenin doğal eğitimine planlı eğitimsel katkı sağlayacak şekilde yetiştirilmelidir.
2. Okul öncesi eğitim kurumlarında bu çağ çocuklarıyla ebeveynlerinin birlikte “Psikolojik Danışma ve Rehberlik” yardımını alarak eğitilmeleri sağlanmalıdır. Belli aralıklarla bu görüşmeler yapılmalı, sadece çocuğun eğitilmesi değil ebeveynlerin de bilinçlendirilmesi sağlanmalıdır.
3.İlköğretim ve ortaöğretim basamaklarında öğrencinin sürekli takibini sağlayacak rehberlik çalışmalarının yoğunlaştırılmasına ağırlık verilmelidir.
4. Çocukların kişilik gelişimlerine katkı sağlayacak sosyal faaliyetler düzenlenmeli, her çocuğun en az bir sosyal faaliyet içinde sorumluluk alması sağlanmalıdır.
5. Okullar eğitimsel ve öğretimsel anlamda günün her saati yaralanılan “sosyal eğitim merkezleri” haline getirilmelidir.
6. Zorunlu eğitimin süresi artırılmalıdır.
7. Okul çevredeki sosyal kurumlar ve işletmelerle işbirliği içinde çalışmalıdır.
8. Belediyeler ve mahalle muhtarlıkları okulun fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için çalışma planı oluşturmalıdır.
9. Okul içi etkinliklerde drama dersinin seçmeli ders olarak alınmasına daha bir ağırlık verilmelidir.
10. Yerel işletmelerin okul sosyal faaliyetlerine destekleri yasal temelde ele alınıp değerlendirilmelidir.
Son Güncelleme (Pazartesi, 24 Mayıs 2010 23:45)
| Bu makale ile ilişkili diğer makaleler: |
|---|
|
| Powered By relatedArticle |
|
İl Müdürlükleri denetim dışı tutulamaz |
| Doğan Ceylan | |
|
SÜT İZNİ, YUR DIŞI GÖREVLENDİRMELER GİBİ DURUMLARDA EK DERS ÖDEMELERİ |
| Rahmi Yaman | |
|
KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ ! (TEFTİŞ) |
| Adnan Uçkun | |
|
Bir Performans İyileştirme Stratejisi: Özdeğerlendirme |
| Z.Kürşat Torun | |
|
Öğrencilerin Zihin Haritalarını Tanıyabilmek (NLP) |
| Sebahattin Eker | |
|
TÜRKİYE’DE TEFTİŞ SİSTEMİNİN SORUNLARI VE AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DURUM |
| Cemil Coşkun | |
|
İÇ DENETİM BİRİMİ RAPORU VE EĞİTİM DENETMENLERİ |
| Zafer Özer | |
|
PROBLEM ÇÖZMEYE İLİŞKİN YAKLAŞIMLAR |
| Zekiye Morkoyunlu | |
|
66 AY TAMAM, SIRADA NE OLMALI? |
| Hasan Yüksel | |
|
KİM BUNLAR (Tufan BİLGİLİ) |
| Konuk Yazar | |



