Yeni öğretim programlarının değerlendirilmesi (Celal Tayyar UĞURLU)
YENİ İLKÖĞRETİM OKULU PROGRAMLARININ EĞİTİMSEL DEĞERİ
C.Teyyar UĞURLU
İlköğretim Müfettişi
İhtiyaçlar gün geçtikçe farklılaştıkça “eğitim” her alanda daha çok ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Kalıcı davranışların kazandırılmasında formal bir araç olan eğitim kurumları, insan girdisini en iyi nasıl işleyebileceğinin cevabını aramaya devam ediyor.
Bugünün gelişmiş kültürlerinde formal bir eğitim düzeni kurulmaksızın bilgi birikimi ve başarı kaynaklarının yeni kuşaklara aktarılması olanaksızdır (Dewey, 1996:15). Toplumsal dinamikleri göz önüne almayan, insanın sosyal bir varlık olduğundan hareket etmeyen eğitim kalıcı ve öğretici olamaz. Başaran(1994: 35)’a göre; eğitim insanı yüceltmektir. Eğitim insana kendisinin ne olduğunu göstererek insanın kendini tanımasına, bilmesine bulmasına yardım etmektir. Bu nedenle formal bir ortamda yapılan eğitime gün geçtikçe daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Çağımızda eğitim sürecinden geçmemiş bir kimsenin, kendi kendine yetişme olanağını bulsa bile, tam olarak yeteneklerini geliştirmesi olanaksızdır. Bu da gösteriyor ki günümüzde örgün eğitim yaşamın olmazsa olmazı haline gelmiştir.
Örgün anlamda eğitim ihtiyacını özgerçekleştirime yönelik olarak düşünürken, diğer yandan, anlatım ve iletişim gereksinimi, işbirliği ve birlikte yaşama gereksinimi, sağlıklı yaşama gereksinimi, üretim ve tutumluluk gereksinimi, araştırma öğrenme ve sorun çözme gereksinimi gibi gereksinimleri de gerçekleştirmenin koşulu olarak değerlendiririz (Başaran, 1994: 18-22). Bu bağlamda eğitim, (Korkmaz; 1997. 79) “sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmanın önemli bir faktörüdür” diyebiliriz. Ülkelerin ekonomik, teknik ve sosyal yönden ilerlemesi o ülkenin nitelikli insan gücü kaynağına bağlıdır. İnsan gücünün oluşturulması da eğitimin işidir. Dewey(1996;10) en geniş anlamıyla eğitimi, sosyal yaşamın sürdürülme aracı olarak tanımlar. Sosyal grubun amaç ve alışkanlıklarından habersiz ve bunlara kayıtsız olarak dünyaya gelenleri, amaçlar ve alışkanlıklar doğrultusunda bilinçlendirmek ve aktif olarak bilgilendirmek gerekir. Bu boşluk ise ancak eğitimle doldurulur.
Bugün itibariyle eğitim programlarımızı yenileme ihtiyacımızı yukarıda ifade edilen insan gereksinimlerine doyurucu bir cevap verebilmek, toplum olarak kalkınmak, ilerlemek için gerekli görmekteyiz. Bu ihtiyaç bugüne kadar bir türlü aşamadığımız ezberci eğitim engeliyle yenemediğimiz bir kısır döngü olarak hayatımızda hep var oldu. Bu durumda çoklu zeka ve yapılandırıcı eğitim anlayışı ile programlar öğretmen merkezli anlayıştan öğrenci merkezli anlayışa geçirilmiştir. Öğrencinin bilgiyi yapılandırarak öğrenmesi bu yolla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
Yeni ilköğretim programlarını genel bir çerçeve içerisinde irdelediğimizde;
- Niçin öğretim yapacağız?
- Ne öğreteceğiz?
- Ne zaman öğreteceğiz?
- Nasıl ve ne ile öğreteceğiz?
- Ölçme değerlendirme yaklaşımız ne olacak ?
Sorularının, bu programın özellikle yetişecek insanı ve toplumu götürebileceği amaçlar açısından eğitimsel değerini görmek mümkün olabilir.
1. Niçin öğretim yapacağız sorusuna ilişkin cevabımız açıklıkla ifadesini Türk Milli Eğitiminin amaçlarında bulmaktadır
Eski ve yeni programlara bu açıdan bakıldığında her iki program yaklaşımında da 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununa göre Türk Milli Eğitiminin Genel Amaçlarının esas alındığı görülmektedir. Milli Eğitim Temel Kanununda ifadesi bulan bu amaçların 1973 yılından bu yana gerçekleştirilmesinde başarı sağlandığı söylenemez, ancak bugün bile 2005 yılı yeni ilköğretim programlarının genel amaçlarının aynı vurgu ile yeniden karşımıza çıkıyor olması düşündürücüdür. Bugüne kadar yapılan program değişiklikleri ve birlikte gündeme gelen öğretmen nitelikleri, öğretme yöntem ve teknikleri, öğrenme-öğretme ortamları bu programla yeniden ele alınma gereğine işaret etmektedir.
Yine ilköğretimin amaçlarına bakıldığında yukarıda ifade edilen Türk Milli Eğitiminin amaç ve ilkeleri doğrultusunda; milli ve evrensel kültür değerleriyle donanık, Atatürk ilkelerine bağlı, aile, toplum ve çevreye duyarlı, hoşgörülü, bireysel ve toplumsal sorunların çözümünde istekli, öğrencilerin çok yönlü yetişmesini sağlayan, çağdaş teknolojileri etkili bir şekilde kullanan, öğrencileri uygun okul, kurum ve mesleklere yönelten, öğrencilere bilgi yüklemek yerine yaratıcı düşüncelerini ortaya çıkarmalarına imkan ve fırsat sağlayan, bilimsel düşünme, çalışma ve araştırma alışkanlığı kazandıran çok yönlü amaçlarının eğitim programlarının temelinde olduğunu söyleyebiliriz.
Yeni(2005) ilköğretim programlarında da aynı amaçların değişmeden yer aldığını görmekteyiz. Yani öğretimin niçin yapılacağına ilişkin amaçlarımızda bir değişiklik yoktur. Çağdaş dünyanın gerekli kıldığı donanıma sahip kişilerin yetişmesi için belirlenen amaçlar yerel ile evrensel değerleri birleştirmiş ve dünyanın herhangi bir yerinde çevreye uyacak, sorunlarını çözecek ve yaşamını idame ettirecek bir insan profili yaratmayı amaçlamıştır.
2005 yılı ilköğretim programlarının niçin yenilendiği sorusuna bakacak olursak;
Bilimsel ve teknolojik gelişmeler,
Eğitim bilimlerinde öğretme/öğrenme
anlayışında gelişmeler,
Eğitimde kaliteyi ve eşitliği
artırma ihtiyacı,
Ekonomiye ve demokrasiye duyarlı
bir eğitim ihtiyacı,
Bireysel ve ulusal değerlerin
küresel değerler içinde geliştirilmesi ihtiyacı,
Sekiz yıllık temel eğitim için
program bütünlüğünün sağlanması ihtiyacı,
Yatay eksende dersler arası ve
dikey eksende her bir dersin kendi içinde kavramsal bütünlük sağlanması
zorunluluğu,
PISA, TIMMS, PIRLS vb.
araştırma sonuçlarının ümitsizliği
(www.meb.gov.tr)
Şeklinde açıklanmaktadır. Yukarıda gerek Milli Eğitimin amaç ve ilkelerinde gerekse ilköğretim kurumlarının amaçlarında, 2005 ilköğretim programlarının niçin yenilendiğini ile ilgili ele alınan hususların zaten eski programlarda da var olduğunu görebiliriz. Ama burada ifade edilen özellikle yatay eksende dersler arası ve dikey eksende her bir dersin kendi içinde kavramsal bütünlük sağlaması konusundaki eksiklik, sekiz yıllık temel eğitim için program bütünlüğünün sağlanması ihtiyacı ve uluslar arası sınav sonuçları programların kurgusunun değişmesini gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda yeni ilköğretim programlarının niçin öğretim yapacağız sorusuyla eğitim-öğretim ortamlarını, yöntem ve tekniklerini, öğretmen ve öğrenci davranışlarını yeniden tanımladığı söylenebilir.
2. Ne öğreteceğiz;
Bu soruya yeni ilköğretim programları çerçevesinde baktığımızda aşağıda ifade edilen yargıların içeriği belirlemede etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar:
Öğrenme, hayatın parçalara
bölünmesiyle değil, bütünsel içerikle en üst düzeye çıkar.
Her alanla ilgili olgular,
kavramlar, ilkeler, yöntem ve yaklaşımlar öğrenmeyi kolaylaştıracak biçimde
düzenlenir.
İçerik düzenlenirken öğrenme ve
motivasyon ilkeleri dikkate alınır.
İçerik oluşturulurken
bireyselleşme ve toplumsallaşma dengesi gözetilir.
İçerik düzenlenirken, olgu, kavram
ve ilkelerin birden fazla biçimde gösterimine dikkat edilir(www.meb.gov.tr)
şeklinde sıralanmaktadır.
Yeni ilköğretim programlarının içeriği oluşturulurken yani ne öğretileceğine karar verilirken, kavramların kullanılması, oluşturulması konusunda daha özenli davranıldığı söylenebilir. Aslında bazı programların çok kısa bir zaman önce yenilenmiş olması konuların da bu zaman içinde yenilenmesini gerektirdiğinden eski programlarla yeni programlar arasında konu benzerliği ve paralelliğinin olması kaçınılmazdır. Programın en temel esprisinin konuların etkinlik temelli alarak ele alınması düşünülebilir.
Konular gerek her ders kendi içinde gerekse diğer derslerle ilişkileri kurularak ele alınmıştır. İlişki kurulan alanlar ünitelendirilmiş yıllık planlarda her konu/kazanım ile ilişkilendirilmiştir. Öğretmen kılavuz kitaplarında bu ilişkilendirmelere esas vurgular yönergelerle belirlenmiş öğretmenin yeri geldiğinde bu konular/kazanımlar da nasıl bir yol izleyeceği kararlaştırılmıştır. Böylece eski programlarda her ne kadar bu tarz ilişkilendirmeler olsa da yeni program ile öğrenme-öğretme etkinlikleri daha organize bir yapıya büründürülmüştür.
Kazanım/konular yeni programda yedi farklı ara disiplin ile ilişkilendirilmiştir. Bunlar afet eğitimi, girişimcilik, sağlık kültürü, rehberlik ve psikolojik danışmanlık, kariyer bilinci geliştirme, insan hakları ve vatandaşlık, özel eğitim ara disiplinleridir. Öğrencilerin çok yönlü yetişmeleri açısından bir çok disiplin ile ilgili bilgi ve beceri ile karşı karşıya getirilmeleri yukarıda ifade edilen ara disiplinlerle mümkün olacaktır.
Yeni programlarda eskisine nazaran bilgi ve beceri dengesi daha üst noktadadır. Her bilginin günlük hayatta kullanılacağı bir alan olduğuna işaret edilerek etkinlikler becerileri destekleyecek şekilde kazanımlara bağlanmıştır. Ayrıca proje çalışmaları da bilgi ve becerinin bir arada kullanılmasına imkan sağlayacağı için bu programda üzerinde özenle durulmuştur. Böyle bir yaklaşım ile öğrenci çok yönlü bir yetişme süreci içerisine sokulmak istenmiştir.
3. Ne zaman öğreteceğiz;
Programlara genel olarak bakıldığında daha alt sınıflarda yer verilen konuların daha üst sınıflara kaydırıldığı, konuların verilme zamanlarında sarmal olmasına özen gösterildiği, bir sonraki konu ile önceki konu arasında mantık bağının olması ve her konu/kazanım verilmeden önce onun ön öğrenmelerine temel teşkil edecek bilgi ve becerilerin kazandırılmış olmasına dikkat edildiği gözlenmektedir.
Programda en dikkat çekici nokta, birinci sınıfların harf sitemi ile okuma yazmayı öğrenecek olmalarıdır. Bu değişikliğin el yazısı öğrenme zamanını öze çekmesi ve işlek bir el yazısı yazma davranışı kazanma açısından yarar sağlayacağı düşünülebilir. Ancak okuma ve yazma hızının cümle yönteminin sağladığı avantajlar kadar yüksek olmayacağı kaygısını da taşımaktadır.
Programda dilbilgisi konularının verilme zamanı olarak sınıflar düzeyinde bir planlama yapılmamıştır. 1-5 öğrencilerinin gelişim özellikleri dikkate alınarak, o dile ilişkin kuralları doğrudan aktarma yolu terk edilmiştir. Eski programlarla yoğun dilbilgisi konularının bilgi düzeyinde ve ezber öğrenmeyle gerçekleştirildiği görülmekteydi. Yeni programda dile ilişkin kurallar aktarılmamış, program kazanımları içerisine dağıtılarak dilbilgisi kurallarının uygulamanın içerisinde sezdirilmesi amaçlanmıştır.
4. Nasıl ve ne ile öğreteceğiz;
Program yapılandırmacı yaklaşım ile birlikte, çoklu zeka ve öğrenci merkezli öğrenme gibi çeşitli eğitim yaklaşımlarından da yararlanmaktadır. Öğrencinin bilgiyi zihninde yapılandırması temeline dayalıdır. Bilgiler zihinde sıralama, sınıflama, ilişkilendirme, sorgulama, analiz sentez yapma boyutlarından geçirilerek kavranır. Eski program her ne kadar davranışcı yaklaşımı benimsiyor gibi görünse de ve amaçlar davranışlarla ifade edilse de eski programın katı bir davranışçı yaklaşımı esas aldığı söylenemez. Yani öğrenmeler uyarıcı-tepki bağı çerçevesinde, öğretmen merkezli pasif bir program değildir. Ancak yeni programın bilişsel temelli yapılandırmacı bir anlayışa vurgu yapması ve öğretmeni, öğrenciyi, öğrenme-öğretme ortamının özelliklerini ve görevlerini belirlemiş olması yeni programın avantajı olarak nitelenebilir. Öğrencinin öğrenme süreci içerisindeki çabası yeni programlarda etkinliklerle desteklenerek daha eğlenceli ve kalıcı bir öğrenme yaratmaktadır.
Yeni programlarda öğretmen aktaran olarak değil bilgiyi sorgulatan olarak görev yapacaktır. Bunun için çevre kuruluşlarla en başta veliler olmak üzere sürekli işbirliği içinde bulunulacaktır. Birlikte çalışmak ve sorunlara birlikte cevap aramak esas alınarak birlikte çalışma özendirilerek eğitim öğretim çalışmaları yürütülecektir. Oysa eski programların işleniş temelinde bireysellik daha ön planda idi. Bu programda öğretmen merkezlilikten uzak öğrenci merkezli bir anlayışla konuların işlenişi gerçekleştirilecektir.
Öğrenme öğretme etkinliklerinin işlenişinde tartışma, gözlem ve inceleme, problem çözme, rol oynama, beyin fırtınası, kavram haritaları, drama, zihin haritası gibi bir çok yöntem ve teknik çoklu zeka alanları da de dikkate alınarak kullanılacaktır. Bu yöntem ve teknikler her ne kadar daha öncede biliniyor ve uygulanmaya çalışılıyor olsa da yeni programlarla bu yöntem ve teknikleri hangi kazanım için ve ne sıklıkta dersin hangi aşamasında kullanılacağına büyük çoğunlukla etkinlik çalışmasının içerisinde yer verilecektir. Bu da öğretmenin kılavuz kitapları yardımıyla öğrenme-öğretme etkinlikleri sürecini aktif öğrenme yöntemlerine uygun olarak yürütmesini sağlayacaktır.
5. Ölçme değerlendirme yaklaşımımız ne olacak?
Ölçme değerlendirme öğrenme öğretme etkinliklerinin amacına ulaşıp ulaşmadığını anlamamız açısından önemlidir. Öğrencilerin gelişim süreci ölçme değerlendirme çalışmalarıyla tespit edilir. Bu amaçla ölçme değerlendirme süreci yeni programlarda sınav kaygısı yaratmamayı amaç edinmektedir. Oysa eski programlar bilgi temelli sonuca önem veren bir sınav sistemi ile ölçme değerlendirme çalışmalarını yürütmekteydi.
Daha önce kullanılan, çoktan seçmeli testler, boşluk doldurma, eşleştirmeli, kısa cevaplı, açık uçlu sorulardan oluşan sınavların yanında yeni yaklaşımla birlikte süreç değerlendirmesi ön plana çıkarılmıştır. Bu çalışmalar yeni programlarda gözlem formları, kendini değerlendirme ölçekleri, çalışma dosyaları, anektod kayıtları, gibi araçlardır. Öğrenciyi bütüncül bir bakış açısıyla saran ve süreç değerlendirmesine önem veren bir anlayışı yeni programların ölçme-değerlendirme sisteminde görmek mümkündür.
Sonuç olarak;
Yeni ilköğretim programlarının etkinlik temelli bir yapılanma içerisinde sunulduğu görülmektedir. Kalıcı davranış değişikliklerinin değeri bilgiyi öğrencinin yeniden kurması, anlamlandırması ve kendi cümleleri ile ifade etmesi ile anlaşılabilir. Öğrencinin kendi ifadesi ile kasedilen şey, Konfüçyüs’ün “düşünmeden öğrenmek kaybedilmiş çabadır” sözünden de anlaşılacağı gibi ezbere öğrenmeye karşı olmayı gerektirir. Böylece yeni ilköğretim programları acıkana balığı vermeden tutmayı öğretmeyi amaçlamaktadır.
KAYNAKÇA;
Başaran, İ.Ethem. Eğitime Giriş, Ankara: Kadıoğlu Matbaası, 1994. 4. Basım.
Dewey, John. Demokrasi ve Eğitim, (Çev: Salih Otaran). İstanbul: Başarı Yayıncılık, 1996.
Korkmaz, Fatma. “Eğitim Ekonomi İlişkisi” Eğitim Bilimine Giriş, Ankara: Gazi Kitabevi Yayıncılık, 1. Baskı.
www.meb.gov.tr (erişim: 13.04.2006)
Son Güncelleme (Pazartesi, 24 Mayıs 2010 23:45)
| Bu makale ile ilişkili diğer makaleler: |
|---|
|
| Powered By relatedArticle |
|
İl Müdürlükleri denetim dışı tutulamaz |
| Doğan Ceylan | |
|
SÜT İZNİ, YUR DIŞI GÖREVLENDİRMELER GİBİ DURUMLARDA EK DERS ÖDEMELERİ |
| Rahmi Yaman | |
|
KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ ! (TEFTİŞ) |
| Adnan Uçkun | |
|
Bir Performans İyileştirme Stratejisi: Özdeğerlendirme |
| Z.Kürşat Torun | |
|
Öğrencilerin Zihin Haritalarını Tanıyabilmek (NLP) |
| Sebahattin Eker | |
|
TÜRKİYE’DE TEFTİŞ SİSTEMİNİN SORUNLARI VE AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DURUM |
| Cemil Coşkun | |
|
İÇ DENETİM BİRİMİ RAPORU VE EĞİTİM DENETMENLERİ |
| Zafer Özer | |
|
PROBLEM ÇÖZMEYE İLİŞKİN YAKLAŞIMLAR |
| Zekiye Morkoyunlu | |
|
66 AY TAMAM, SIRADA NE OLMALI? |
| Hasan Yüksel | |
|
KİM BUNLAR (Tufan BİLGİLİ) |
| Konuk Yazar | |



