Çağdaş Eğitimde Köy Enstitüleri (Celal Tayyar UĞURLU)
ÇAĞDAŞ EĞİTİMDE KÖY ENSTİTÜLERİ
Celal Teyyar UĞURLU (*)
Köy gerçeği bu gerçeğe uygun kararlar almayı, planlamalar yapmayı, uygulamayı ve yapılacak işin gereklerine uygun eğitim almayı gerektirir. Tonguç, köylüyü bulunduğu çevreden ayırmadan okullar, tarla, işlik, mutfak ve laboratuvarla donatmak gereğine inanlardandı. Ancak böyle olursa maddi hayatta başarı sağlanabilirdi. Yoksa kuru bilgi, başarı için yeterli değildi. Cumhuriyetin kuruluşundan beri amaçlanan ve istenen eğitim öğretim çalışmaları bir türlü başarılamamıştı. Çeşitli kişiler yönetime gelmiş ve denenmişti. Ama laik ve çağdaş bir yapılanma bulunamamıştı. Bu konuda Tonguç’un köy gözlemleri şöyleydi (Candoğan, 1993: 19).
- Batı taklidi öğretmen okulu mezunları köyün karanlığında erimiş ağanın, imamın yoluna girmişlerdir.
- Köy okulunda sadece okuma-yazma öğrenen köylü dört-beş yıl sonunda okuma-yazmayı da unutmuştur.
Bu ciddi tespitler gelecekteki köy öğretmeninde şu özelliklerin bulunmasını gerektiriyordu (Candoğan, 1993: 27).
- Öğretmen adayı köy yaşamının bütününü yaşayarak bilmiş olmalı ve köye bağlanmış olmalıdır.
- Karşılaşacağı zorlukları yenecek durumda olmalıdır. Gücü köy işlerini başarmaya yetmelidir.
- Yaşam seviyesini geliştirici ve devleti temsil edecek güçte olmalı bu bakımdan köylüye rehberlik edebilmelidir.
Yüzde seksen üçü köyde yaşayan bir ülkede böyle bir anlayış kaçınılmazdı. Tonguç bu anlayışla, “eğitim herşeyden önce insana doğayı emebilecek bir bilinç vermeli” diyordu. Köy enstitüleri bir bütün olarak, yerleşimi, kuruluşu, işleyişi, etkinliği, diğer kuruluşlarla bağlantısı, ilgi alanı, derslerin üretici eğitim ilkesine uygun işlenişi bakımından bir okul değil, kendine özgü, ulusal kültür savaşı veren bir eğitim kurumu olmalıydı (Kanar, 1990: 17). Bu yapılanma halk için özgür ve özgün bireyi yaratmayı amaçlamalıydı. Bu bağlamda eğitim, gelip geçici hükümetlerin oyuncağı olmadan, süreklilik ifade etmeliydi. İngiliz Eğitim Bakanı Eorl Baldwin bir konuşmasında şöyle diyor (Başaran, 1990: 8).
“Öğretim bu dünyada herşeyden önce, yüzde yüz dürüst yüzde yüz özgür olmalıdır. Öğretmen hiçbir zaman devletin uşağı olmamalıdır. Yani hükümet ister sağ, ister sol, ister orta olsun, onun istediğini sandığı şeyleri savunmamalı ve öğretmemelidir. Öğretmenin tek amacı gerçeği olduğu gibi belirtmek olmalı”.
Bu arayış büyük çoğunluğu köyde yaşayan halkın ihtiyaçlarını, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine uygun çağdaş, laik, demokratik ve sürekli bir okul modeliyle aşmayı amaçlıyordu. Ancak böyle olursa Cumhuriyet sağlam temeller üzerine oturabilirdi. Aksi halde, tüm çabalarda kısa zamanda başa dönülürdü.
Bu arayışın kökleri Tanzimat’a kadar uzanır. 1876 Anayasası ilköğretim zorunluluğunu tüm halk için getiriyordu. Tanzimat dönemi başında ise 16 Mart 1848’de öğretmen okulu açılmıştı. Fakat bu okullar çağdaş eğitim felsefesinde uzaktılar (Özsoy, 1990: 79).
II. Meşrutiyet dönemi köye yönelmede farklı örneklere sahne olmuştur. Satı Bey, Ethem Nejol, İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi Osmanlı eğitimcileri, eğitime bilimsel katkı yanında, herkese eğitim, köye özgü eğitimin toplumsal yapı ve ilişkisi gibi konularda zengin bir tartışma ortamı yaratmışlardır. Bu dönemde öğretmen ve öğrencilerin, eğitim yönetimine katılması, eğitimde insan kişiliğinin temel alınması; araştırma ve deneme yoluyla eğitim gibi önemli atılımlar yapılmıştır. II. Meşrutiyet döneminde Kastamonu Mebusu İsmail Mahir Efendi, ülkenin 70 bölgeye ayrılıp her bölge merkezinde bir öğretmen okulu açılması fikrini ortaya atmıştır. Öğrencilerin ise her köyden bir kız ve erkek öğrenci olmasını istemiş ve bu öğrencilerin mezun olduktan sonra aylıkla ve köy arazisinden ayrılacak tarla hissesi ile göreve başlatılması gereğini savunmuştur. Bu görüşler Köy Enstitülerine giden yolu aydınlatmıştır.
Cumhuriyet Dönemi’nde de buna benzer görüşlere rastlamak mümkündür. İlk kez 1926’da “bölge öğretmen okulları” adıyla öğretmen okulları açılmıştır. 1931 yılında toplanan “Birinci Köy ve Ziraat Kongresi” köy öğretmeninin yetiştirilmesini ve tarımda köylüye fikirsel yardımda bulunması gereğini gündeme getirmiştir. 1932-33’de öğretmenlere tarım ve sağlık kursları açılmış, 1933’de toplanan “Köy İşleri Komisyonu” öğretmenlerden köy liderliği ve köyde öteki işlerin görülmesi fikrini desteklemiştir.
Bu beklentiler zamanla köy çocuklarının meslek erbabı olarak değil yeteneklerinin ölçüsünde ilerlemelerine imkan verecek şekilde eğitilmeleri görüşünü gündeme taşımıştır. Bu tartışmalar sonrasında 1937-38’de Eskişehir/Çifteler, İzmir/ Kızılçullu’da Köy Öğretmen Okulları” açılıyor. Bu aşamada “Enstitü” adı yoktur. 1938-39’öğretim yılında Kırıkkale/Kepirtepe ve Kastamonu/Gölköy’de iki öğretmen okulu daha açılıyor. Bu okullar açılırken bir yandan da Köy Enstitüleri yasa çalışmaları sürdürülüyor ve arazi temin edilmeye çalışıyor.
Bu çabalar sonunda, 17 Nisan 1940’da “Köy Enstitüleri Kanunu” kabul ediliyor. Kanuna göre Köy Enstitüleri şöyle tanımlanıyor: Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere, ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, Maarif Vekilliğince Köy Enstitüleri açılır deniliyor. Kanunun çıkmasından sonra 1940’da dört, 1942’da bir, 1944’da iki Köy Enstitüsü kuruluyor. 1948’de kurulan Van/Ernis Köy Enstitüsü bakanlık kadrosunun bozulduğu dönemde kuruyor. Kurulan Köy Enstitüleri birkaç ilin merkezi olacak yerler tespit edilerek kuruluyor. Böylece Türkiye’nin dört bir yanındaki öğrencilerle bu merkezlere hizmeti yaygınlaştırmak amaçlanıyordu.
Fakat 1946 seçimlerinden sonra adları solcu yuvalarına çıkan Köy Enstitüleri yıpratılmaya başlanıyor. Bu günden itibaren de Köy Enstitülerinin ilkeleri birer birer ortadan kaldırılıyor. Öğrenciler Enstitü yönetiminden dışlanıyor. Serbest okuma saatleri kaldırılıyor ve birçok kitabın okunması yasaklanıyor. Bu yıpratma çalışmaları 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti ile hızlandırılıyor. 1951’de Enstitülerin ortadan kaldırılması için raporlar hazırlanıyor. Enstitüler klasik öğretmen okullarına dönüştürülüyor. 1954’de ise tamamen ortadan kaldırılıyor. Enstitülerin yerlerine açılan İlköğretmen okulları da 1974’de öğretmen liselerine dönüştürülerek, ilkokul öğretmeni yetiştirme işlevi yeni açılan iki yıllık eğitim enstitülerine aktarılıyor.
Köy Enstitüleri 1940’ların Türkiye’sinin eğitim sorunlarına işlevsel bir buluştu. Birçok ilin merkezinde kurulan bu okullar Türkiye’nin öğretmen ihtiyacını kökünden çözebilirdi. Fakat 14 yıl gibi kısa bir zamanda sona erdirilmesi bunun gerçekleştirilmesini engelledi. Öğretmen ihtiyacının iyice belirginleştiği son yıllarda, bu ihtiyaç öğretmen olarak yetişmeyen kişilerin istihdam edilmesiyle çözülmeye çalışılmaktadır. Okul kurumuna tamamen yabancı, öğretmenlik bilinci ve psikolojisiyle yetişmemiş kişiler öğretmenlik yapmaya çağırılmaktadırlar. Kısa zamanda belki sorun çözebilir ama çoğunun kurum değiştirmek ya da rahat olduğunu düşündüğü için girdiği öğretmenlik mesleği, bu şekilde işlevselliğini yitirme tehlikesini yaşıyor. Kuruma girdikten sonra, kurum değiştiremeyen ve de sandıkları gibi kolay olmadığını gören ‘öğretmenler’ büyük bir bocalama yaşıyorlar. Oysa 1940 yılında temeli atılan Köy Enstitüleri eğer bugün yaşasaydı. Türkiye’nin öğretmen açığı gibi sorunu olmayacaktı. Eğitim çağdışı odakların antilaik, dogmatik, tek tip insan dayatması sorununu yaşamayacaktı. Bugünlerde yeniden yapılanan eğitim fakülteleri, nitelikli öğretmen yetiştirmeyi, öğretmen yetiştirme politikasını netleştirmeyi amaçlıyor. 21. yüzyıla girmek üzere olduğumuz bu zamanda yap-boz tahtasına dönmüş eğitimimiz yıllar önce yıktığını bulmaya çalışıyor. Oysa herşey ne kadar açık ve Enstitüler uyandırılmayı bekliyor. Belki ayrı yapıyı kurmak ve uygulamak bugünün dünyasında yetersiz kalır ama Cumhuriyetin felsefesine uygun evrensel değerlerin odağında yeni bir yapılanma geç kalınmış olsa da kısa zamanda sorunu çözer kanısındayım. Yıllardır adı tartışılan Milli Eğitim Akademisi öğretmen yetiştirmeyi lise sıralarından başlatıp akademi sıralarında özgün ve özerk bir yapılanmayla aşabilir.
(*) İnönü Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü
Yüksek Lisans Öğrencisi
KAYNAKÇA
Başaran, Mehmet. Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri, Eğit-Der Yayınları, Ankara: 1990.
Candoğan, Galip. Köy Enstitüleri Sistemi ve Çağdaş Eğitimi Dikili Belediyesi Yayınları, 1993.
Kanar, Haşim. Köy Enstitüleri Eğitimde Atılım, Ankara: Selvi Yayınları, 1990.
Özsoy, Yahya. Köy Enstitüleri Programları, Ankara: Egit-Der Yayınları, 1990.
Son Güncelleme (Pazartesi, 24 Mayıs 2010 23:45)
| Bu makale ile ilişkili diğer makaleler: |
|---|
|
| Powered By relatedArticle |
|
İl Müdürlükleri denetim dışı tutulamaz |
| Doğan Ceylan | |
|
SÜT İZNİ, YUR DIŞI GÖREVLENDİRMELER GİBİ DURUMLARDA EK DERS ÖDEMELERİ |
| Rahmi Yaman | |
|
KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ ! (TEFTİŞ) |
| Adnan Uçkun | |
|
Bir Performans İyileştirme Stratejisi: Özdeğerlendirme |
| Z.Kürşat Torun | |
|
Öğrencilerin Zihin Haritalarını Tanıyabilmek (NLP) |
| Sebahattin Eker | |
|
TÜRKİYE’DE TEFTİŞ SİSTEMİNİN SORUNLARI VE AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DURUM |
| Cemil Coşkun | |
|
İÇ DENETİM BİRİMİ RAPORU VE EĞİTİM DENETMENLERİ |
| Zafer Özer | |
|
PROBLEM ÇÖZMEYE İLİŞKİN YAKLAŞIMLAR |
| Zekiye Morkoyunlu | |
|
66 AY TAMAM, SIRADA NE OLMALI? |
| Hasan Yüksel | |
|
KİM BUNLAR (Tufan BİLGİLİ) |
| Konuk Yazar | |




Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için