Küreselleşme ve Eğitim (Doğan Ceylan - 2001)
KÜRESELLEŞME VE EĞİTİMDE DEĞİŞİM
Doğan CEYLAN
2001
Bilgi ve teknolojinin hızlı bir değişim yaşadığı günümüzde, iletişim araçları da hızlı bir değişim geçirmekte, insanlar dünyanın dörtbir yanına evlerinden, ofislerinden, okullarından ulaşabilmekte, değişik ülkelerden aynı anda aynı filmleri, aynı maçları izlemekte, benzer yiyecekler yemekte, benzer elbiseler giymektedirler. Büyük şirketler dünyanın değişik ülkelerine yatırım yapmakta, uluslararsı kuruluşların sayıları artmakta, bütün bu gelişmeler sonucunda ülkeler sınırlarını kaldırmakta dünya tek bir ülke olmaya doğru yol almaya devam etmektedir.
Dünya üzerindeki gelişmiş ülkelerde yaşanan bu değişim, gelişmekte olan ülkeleri daha hızlı bir değişime itmekte, bilim ve teknoloji üretemese dahi bunlardan yararlanmasını ve kullanmasını bilen bu ülkeler gelişmiş ülkeler için önemli bir pazar oluşturmaktadır.
Gerek gelişmiş ülkelerin birbirlerinin kültürlerinden ve teknolojik gelişmelerden, gerekse gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülke kültürlerinden ve yaşadığı hızlı değişimden dolayı, ülkeler ve insanlar çeşitli sorunlar yaşamakta; bütün ülkeler, küreselleşen dünyaya uyum sağlayan, yeni dünya düzeninin gerektirdiği kültür, bilgi ve anlayışa sahip bireyler yetiştirme amacı taşımaktadırlar. Bu amaçla yapılan çalışmalar, teknolojide olduğu gibi eğitim sistemlerinde de hızlı bir değişim doğurmakta, bu durumun, değerlendirilmesi uzun süre isteyen eğitimi olumsuz yönde etkilememesi için çok iyi eğitim politikaları geliştirilmesi gerekmektedir.
Eğitimde reform ve eğitim sistemlerini 21. yüzyıla hazırlama çalışmaları her toplumun üzerinde durduğu bir konudur. Ekonomide gözlenen küreselleşme ve uluslar arası rekabet, her ülkeyi eğitim sistemini çağın ihtiyaçlarına göre yeniden ele almaya zorlamaktadır (Özdemir, 1997, s:55).
Küreselleşme, ülkelerin ekonomi alanında olduğu gibi eğitim alanında da bir araya gelmelerini , birbirlerinin deneyimlerinden yararlanmalarını ve ortak projeler üretmelerini zorunlu kılmaktadır. Geleceğin toplum biçimi, eğitim sistemlerinin yetiştireceği insan tipine göre şekillenecektir. Ülkeler eğitim sistemlerini küreselleşme sürecine uyarlama ve küreselleşen dünyanın evrensel değerlerine uygun bir eğitim verme çabası içindedirler (Çelik, 1995,s:557).
Küreselleşme sürecini en fazla Avrupa Topluluğu ülkelerinin etkilediği görülmektedir. Avrupa dışında uzak doğu ve Amerika kıtası ülkeleri de aralarında birçok anlaşma yaparak bu sürece uyum sağlamaya çalışmaktadırlar. Özellikle Avrupa Topluluğu ülkeleri ERASMUS, KOMMET, TEMPUS VE CEDEFOP gibi projelerle eğitim sistemlerinde entegrasyona gitmektedirler(Çelik, 1995,s:557).
Küreselleşmenin eğitime etkisini daha iyi anlayabilmek için öncelikle küreselleşme olgusunu ele alalım.
Küreselleşme, dünyada ekonomik ve toplumsal işbirliği ile bilgi paylaşımını gerçekleştirmek amacıyla sınırların ortadan kalkmasıdır(Akkoyunlu,1998,s:9).
Bugün dünya üzerinde bir küreselleşme hareketi cereyan etmektedir. Küreselleşmenin neticesinde büyük devletlerden küçük adacıklara, her büyüklükteki ve renkteki ülkeden, şirketlere, kurumlara, ailelere kadar gerek topluluklar gerekse bireyler esen değişim rüzgarına ayak uydurmak için harıl harıl çalışmaktadırlar(Şanal,1998, s:54).
Küreselleşmeyi ve doğurduğu sonuçları daha iyi anlayabilmek için, ekonomik, kültürel ve siyasi küreselleşme olarak ele almanın faydalı olacağı kanaatindeyim. Bu üç boyuttaki küreselleşmenin birbirinden bağımsız olması düşünülemez. Bu nedenle asıl konumuz olan küreselleşmenin eğitimle olan ilişkisine geçmeden önce ekonomik ve siyasal küreselleşmeye kısaca değinelim.
Ekonomik Küreselleşme: Günümüze kadar yapılan çalışmaların birçoğunda küreselleşme olgusunun daha çok ekonomik yönden ele alındığını görmekteyiz. Dünyanın değişik ülkelerine yatırım yapan dev şirketler, pazarlama olanaklarının artması, ithalat ve ihracatın gelişmesi, ekonomik açıdan ülke sınırlarını ortadan kaldırmıştır.
Ekonomik küreselleşme artık öyle bir boyuta gelmiştir ki dünyanın herhangi bir ülkesindeki olumsuzluk veya ekonomik kriz bütün ülkelerin ekonomisini etkilemektedir.
Siyasal küreselleşme: Gelişmekte olan ülkelerde milliyetçilik akımı etkisini yitirmemiş önce SSCB, sonra Yugoslavya, Çekoslovakya gibi bazı devletlerde milliyete dayalı bölünmeler meydana gelmiştir.
Gelişmiş ülkelerde ise küreselleşme, milliyetçilik akımının önüne geçmiş, değişik milletler başta Avrupa ülkeleri olmak üzere ülke sınırlarını kaldırma ve birlikler oluşturma yoluna gitmiştir.
Siyasal küreselleşme sürecine en fazla etki eden faktörlerden birisi de uluslararası kuruluşlardır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, NATO, Avrupa İnsan Hakları Konseyi, AGİK, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Konseyi, IMF, OECD, OPEC,...vs. gibi ülkeler arasında ekonomik, savunma, ve siyasal amaçlı birlikler kurulmuştur. Bu birlikler ülkelerarası ilişkileri geliştirmiştir.
Türkiye, siyasal küreselleşme sürecinde Avrupa Birliğine girmek için aday olmuş, 25.9.1989 tarihli ve 89/14563 sayılı Kararname ile Avrupa Sözleşmesinin 46. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Divanı'nın yargı yetkisini tanımıştır (20384 Saylı Resmi Gazete). Ayrıca hem İslam ülkeleri hem Karadeniz Ülkeleri ile çeşitli birlikler kurma yoluna gitmiştir.
Kültürel Küreselleşme: Küreselleşmenin sosyo-kültürel boyutu, eğitim açısından değişimi zorunlu kılan en önemli etkenlerden biridir. Özellikle iletişim araçlarındaki gelişmeler, değişik milletlerin birbirlerini tanımasını kolaylaştırmış, güçlü kültürler başta televizyon ve bilgisayar olmak üzere ellerindeki teknolojik avantajları da kullanarak gelişmekte olan ülkeleri etkilemiş, dünyanın her yerinde giyinme, yeme, eğlenme ve çalışma alışkanlığı benzer olan bir insanlar kitlesi oluşmuştur. Kültürün en önemli öğesi olan dil de bu değişimden etkilenmiş, İngilizce bir dünya dili olama yolundaki ilerlemesine artan bir ivmeyle devam etmiştir.
Dünyanın en ileri ülkeleri bile artık tek başına hareket edememekte, diğer ülkelerle işbirliğine gitme zorunluluğu duymaktadır. Bu zorunlu işbirliği sadece ekonomik alanda değil, eğitim gibi diğer alanlarda da gerçekleşmektedir. (Çelik ,1995, s:506).
Küreselleşme sürecinin hizmet üreten eğitim örgütlerini etkilemesi sonucu, başta Avrupa Birliği olmak üzere birçok ülke ortak eğitim projeleri geliştirmiş, uluslar arası düzeyde eğitim veren okullar kurulmuştur (Çelik,2000, s:132-133).
Küreselleşme sonucu oluşan değişim ve eğitim arasında çift yönlü bir etkileşim vardır.
a) Eğitim, toplumdaki değişmelerden etkilenir ve bu değişmelere göre kendini yeniden düzenleme gereği duyar.
b) Eğitim toplumun yenileşmesine öncülük eder (Özdemir, 1997, s:7).
Eğitim sistemimiz, küreselleşme sonucu toplumumuzda meydana gelen değişikliklere göre kendini düzenleme gereği duymuştur. Bu nedenle eğitimin amaçlarında, öğretmen ve öğrenci rollerinde, öğretim yöntemlerinde, eğitim teknolojilerinde, okulun işlevinde, eğitim yönetimi anlayışında ve programlarda çeşitli yenilikler yapılarak değişime uyum sağlanmaya çalışılmıştır.
EĞİTİMDE YENİ TEKNOLOJİLER
Bilim ve teknolojinin çağdaş insan yaşamının ayrılmaz bir parçası haline geldiği bu günlerde teknolojideki hızlı gelişim dünyamızı küçük bir köy durumuna getirmiş, ülkeler arasında sınırlar kalkmış küreselleşme kavramı gündeme gelmiştir (Akkoyunlu,1998,s:9).
Bilgi çağının en önemli özelliklerinden birisi iletişim teknolojisindeki hızlı gelişmeler ve bunların yaşama hızla girmesidir. İletişim teknolojileri artık, küreselleşen dünyada siyasi, ekonomik ve kişisel yaşamın temel bileşenleridir (Karasar,1999, s:144).
Eğitimcilerin eğitim teknolojisi alanındaki gelişmelerle yakından ilgilenmeleri ve bu gelişmelerin kendi alanlarına uygulama olanaklarını araştırmaları kaçınılmaz bir zorunluluk olmuş, bu teknolojik gelişmeler eğitim alanında da değişiklikler doğurmuş, hem yeni teknolojilerden yararlanma hem de bu teknolojileri daha da geliştirme yoluna gidilmiştir (www.h.vural)
İletişim sağlayan en etkin araca dönüşen ve hayatımızın her kademesinde yer almaya başlayan bilgisayarın öğrencilere öğretilmesi günümüzde bir zorunluluk haline gelmiştir.
1970’li yıllarda bilgisayardan nasıl yararlanılacağı düşüncesi, okullarda uygulanmakta olan öğretim yöntemlerinde bazı değişikliklerin yapılması ihtiyacının doğurmuş ve birçok gelişmiş ülke bu konuda araştırma yapmaya başlamıştır (Çeliköz, 1995,s:573). . Nitekim 1980’den sonra eğitimle ilgili donanım ve yazılımlar hızla artmıştır. Bu durum, öğretme-öğrenme sürecinde önemli değişikliklere ve sonuçlara yol açmıştır.
a) Bilgisayarın eğitimde kullanılması: Eğitimin amaçlarından biri, bireyleri toplumun gereksinimleri doğrultusunda yetiştirmektir. Bu nedenle eğitim sistemleri günümüzde bilgi çağına uygun, bilgi toplumu üyesinin özelliklerini taşıyan bireyler yetiştirmekle yükümlüdür. Bu da eğitim kurumlarının hem bireyleri yeni teknolojilerden haberli kılmalarını ve onları nasıl kullanacaklarını öğretmelerini hem de kendilerinin yeni teknolojileri kullanmalarını gerektirir.(AKKOYUNLU,1998, s:38)
Bilgisayar, son yıllarda en hızlı gelişen ve kullanılan araç olmuştur. Teknolojik gelişmeler bilginin önemini artırmış, bilgi toplumlarının oluşmasına neden olmuş ve toplumların yaşam biçimlerini değiştirmiştir. Bu değişiklikler eğitim sistemlerini de etkilemiştir. Etki sonucu eğitim kurumları bilimsel ve teknolojik gelişmelerden yararlanma yoluna gitmişler ve öğrencilere teknolojileri nasıl kullanacaklarını öğretme işlevini yüklenmişlerdir. Günümüzde en önemli teknoloji olan bilgisayar, birçok ülkenin eğitim programlarında yerini almıştır(Akkoyunlu,1995,s:49).
Bilgisayar teknolojilerinin eğitimde kullanılması, öğretmenlerin eğitimden geçirilmesi zorunluluğunu doğurmuş, ayrıca fiziksel ortamların yeniden düzenlenmesi, program içerikleri ile öğretim yöntemlerinin değiştirilmesi gerekmiştir. Bilgisayarın eğitimde kullanılmasıyla ilgili en önemli kavram “ bilgisayar destekli eğitim”dir. Bilgisayar destekli eğitim, bilgisayarın öğretme-öğrenme sürecinde kullanılması olarak tanımlanan bilgisayar destekli öğretimi ve bilgisayarın yönetim işlerinde kullanılmasını kapsar (Akkoyunlu,1998, s:42).
Bilgisayar destekli öğretim, öğretme-öğrenme sürecinin verimini artıracak, öğretmenin ve öğrencinin süreç içindeki rolünü daha aktif hale getirebilecek, değişik uygulama yöntemlerine sahiptir (Çeliköz,1995,573)
Teknolojinin küreselliği ve sağladığı etkileşimlilik eğitimde bir yandan uzaktan eğitim sisteminin bilinen avantajlarını korurken, bir yandan da geleneksel eğitimin yüzyüze sağladığı etkileşimi “sanal ortamda” gerçekleştirebilmektedir. Bu yönü ile sistem, bilgi çağının hızlı değişim ortamında, bireyin araştırıcı bir yaklaşımla, aktif olarak öğrenme sürecine katılmasını da sağlayarak, geleneksel sistemin “ezberci” yetiştirme zaafını da büyük ölçüde ortadan kaldıracağa benzemektedir(Karasar,1999,s:145).
Bilgisayar dersi, Ülkemizde 1997’de ilköğretim okulu seçmeli dersleri arasında yer almış, 1998 yılında alınan kararla 4. sınıftan itibaren 1-5 yıl süresince haftada 1-2 saat okutulabileceği kabul edilmiştir
1998 yılında kabul edilen ve uygulamaya konulan seçmeli derslerden Bilgisayar Dersi Öğretim Programı’nda “ Günümüzde, bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler hayatımızı daha derinden etkiler olmuş; bunun sonucunda da toplumların bilgi toplumu olmasına yol açmıştır. Bilgi toplumu, bilgi arayan ona ulaşabilen, ulaştığı ve elde ettiği bilgileri, sınıflandırabilen, depolayabilen ve en iyi şekilde değerlendirebilen bireylerden oluşan toplumdur.
Bilgisayar, bilgileri depolayabilen , bunlarla çeşitli işlemler yapabilen, istenen bilgileri kaydederek hizmete sunabilen, elektronik bir işlemcidir. Toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için amaçlarını gözden geçirmek ve değerlendirmek durumunda olan eğitim sistemi kişiye, bilgiyi nasıl sınıflayacağını, doğruluğunun nasıl değerlendirileceğini, gerektiğinde bilginin kategorilerinin nasıl değiştirileceğini, bilginin nasıl üretilebileceğini, sorunlara yeni bir doğrultudan nasıl bakılabileceğini, sağlıklı iletişim becerileri geliştirebilmeyi öğretmelidir.
Öğrencilerin bilgisayarla tanışmalarını sağlayıp, günlük hayatta ve öğrenme-öğretme sürecinde bilgisayarları kullanabilir hale getirmek amacı ile olabildiğince eğitimin her kademesinde bilgisayar okuryazarlığının yaygınlaştırılması amaçlanmıştır.” denilmektedir. (2492 Sayılı T.D. s:1030).
Son yıllarda, bilgisayar teknolojisindeki gelişme sonucu kullanımı büyük bir hızla artan internet, tüm dünyada hızla gelişmekte ve toplum yaşamını hızla değiştirmektedir. İnternet bilimsel ve teknolojik değişimi bizatihi içinde taşımaktadır ve değişime olanak sağlamaktadır. Her gün yeni kavramlar, yeni süreçler, yeni teknolojiler ortaya çıkmaktadır. Günümüzde internet sayesinde; bilgiye erişme, bilgiyi yayma, bilgi üretme, çalışma grupları oluşturma biçimleri ve çalışma yöntemlerinde yeni ihtiyaçlar ortaya çıkmaktadır. İnternet hem örgün eğitimde hem de yaygın eğitimde uzaktan öğretim ortamı olarak da kullanılmaktadır. 'Elektronik Üniversite', 'Sanal Üniversite', 'On-line Üniversite' ve 'İnternet Üniversitesi' gibi çeşitli adlarla anılan ve üniversite kavramına tümüyle yeni bir anlayış getirmektedir. Dünyada, internet kullanarak orta öğretim kurumları arasında tartışma grupları oluşturulmakta ve ortak projeler geliştirmektedir. Böylelikle öğrenciler dünyanın veya ülkenin neresinde olursa olsun birlikte proje yaparak bireysel yeteneklerini geliştirerek öğrenebilmekte; belli bir amaç doğrultusunda çalışabilmektedirler. (www.hvuraltez).
Bilgisayarın eğitimde kullanılmaya başlanması öğretmenlerin de bilgisayar konusunda eğitilmeleri ihtiyacını doğurmuş, hizmetiçi eğitim çalışmalarıyla formatör öğretmenler yetiştirilmiş, bu öğretmenlerin de kendi kurumlarındaki diğer öğretmenlere kurslar düzenlemeleri sağlanmıştır.YÖK tarafından gerçekleştirilen Eğitim Fakültelerinin yeniden düzenlenmesi sürecinde 1998-1999 yılından itibaren bütün Eğitim Fakültelerinde temel bilgisayar okur-yazarlığı programa konulmuştur. (Özden, Çağıltay, Çağıltay: 1998, s.25).
Ancak ülkemizdeki okulların çoğunda bilgisayar dersini uygulayabilecek mekan, araç ve öğretmen mevcut değildir. Özellikle 1999 yılı itibariyle sayısı 21.092 olan Birleştirilmiş Sınıflı İlköğretim Okullarında bilgisayar dersinin verilmesi veya eğitim-öğretim çalışmalarında bilgisayardan yararlanılması imkansızdır (sayı: APK, 1999, s:132)
b) Televizyonun eğitimde kullanılması ve açık öğretim
Yeni dünya düzeninde insanın hayat boyu öğrenen bir varlık olarak düşünülmesi her düzeyde eğitime olan talebi artırmış bireylerin kendilerini geliştirmek istemesi geleneksel eğitim uygulamalarıyla karşılanamayınca da onlara ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim imkanı sağlayan sistemlerin oluşması zorunlu hale gelmiştir. İletişim araçlarından özellikle televizyon tüm dünyada uzaktan öğretimi kolaylaştırmış, insanlar evlerinde eğitim imkanına kavuşmuştur.
Eğitim ihtiyacının artması ve okullardaki kapasitenin buna cevap vermemesi karşısında, yeni iletişim teknolojilerinin kullanılarak, eğitimi etkinlikle sağlama modeline açıköğretim denilmektedir (Hakan,1998, s:59).
Dünya ülkelerine baktığımızda, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Almanya gibi gelişmiş ülkelerde açık öğretim yapan kurumların olduğu görülmektedir. açık üniversiteyi ilk kuran ülke İngiltere’dir. Yükseköğretim imkanı bulamamış yetişkinlere, maddi imkanı örgün üniversitelerde eğitim görmeye elverişle olmayan gençlere yükseköğretim fırsatı tanınmaktadır (Hakan,1998,s:60).
Ülkemizde, açıköğretimle ilgili ilk uygulamalar 1960 yılında “Mektupla Öğretim Merkezi” uygulamasıyla başlamış, zamanla değişik uygulamalar yapılarak günümüze ulaşılmıştır. Bugün, ilköğretimin sekiz yıla çıkması sonucu daha önce bu düzeyde eğitim yapmamış bireylere eğitim imkanı sağlamak için Açık İlköğretim Okulu, ortaöğretim düzeyinde Açıköğretim Lisesi ve yüksek öğretim düzeyinde Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi eğitim-öğretim faaliyetlerini yürütmektedir.
Ülkemizde Açık ilköğretim Okulu 1998-99, açıköğretim lisesi 1992-93 öğretim yıllında öğretime başlamıştır (APK, 1998, s:70).
Açıköğretim okullarının program içeriğini etkili bir biçimde öğrencilere kazandırmak için yapılan etkinlikler; basılı materyallerle, radyo ve televizyon programlarıyla gerçekleştirilmektedir (Kaya, 1995,s:607)
PROGRAMLAR
Örgün eğitimde öğretim kurumları için belirlenen programlar, ders çeşidini, içeriklerini ve dersin sınıflara göre haftalık saatini belirlemektedir. Bu bir bakıma, yetişmekte olan kuşaklara “neyi, ne ölçüde” verdiğimizin, çocuklara ve gençlere hangi yönde ve hangi davranışları kazandırmayı hedeflediğimizin ifadesi olmaktadır (Gültekin,1998,s:85).
Eğitim, öğretim ve ders programları, okulların ve diğer eğitim kurumlarının genel fonksiyonunu, kültürü tanıtmak yoluyla öğrencilerin uyumunu sağlamak ve onlara değişmekte olan dünya va çağ koşullarında ayak uydurabilmeleri için kültürü geliştirme yollarını öğretmektir (Varış, 1988, s:15).
Eğitim programlarının sürekli olarak değiştirilmesi, eğitimin içeriğinin bilim ve teknolojide meydana gelen değişmeleri izleyebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu görev toplumun çağdaşlaşması ve çağın bilim ve teknolojisine sahip olunması yoluyla, kalkınma çabasının başarıya ulaştırılması görevidir( Bilgen,1993,s:39).
Okul, toplumsal dönüşümün temel eğilimlerini dikkate almak zorundadır. okulun kültürel yapısının, dönüşümü engellememesi gerekir. Okulların yaşamını sürdürmesi, yaşamsal bir konudur. Her okul akademik kaliteyi sağlama ve öğrenciler için en uygun programı uygulama kaygısını yaşayacaktır(Çelik, 2000, s:124).
Toplumların sosyal, kültürel ve ekonomik bakımdan ilerlemesi, teknolojideki ve endüstrideki hızlı gelişmeler insan unsurunun en iyi şekilde eğitilmesini gerektirmekte ve buna paralel olarak, zorunlu eğitim süre yönünden uzamaktadır. Birçok ülke zorunlu eğitim süresini 12 yılın üstüne çıkarmaya çalışmaktadır (Gültekin, 1998, s:74).
Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde zorunlu eğitim süresi en az 8 yıldır ve genelde ilköğretimle orta öğretim birinci devreyi içine alır (Gültekin,1998,s:84). Bütün bu gelişmeler sonucunda, ülkemizdeki zorunlu eğitim süresi 1998 yılında, 5 yıldan 8 yıla çıkarılmıştır. Böylece hem Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki asgari zorunlu eğitim süresine ulaşılmış hem de diğer Dünya ülkeleri gerisinde kalınmamıştır.
Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde zorunlu eğitim kurumlarındaki ders dağıtım çizelgeleri incelendiğinde, gerek ilköğretim gerekse ortaöğretim birinci devrede, ortak dersler olarak genelde aynı derslerin okutulduğu görülmektedir. Ülkenin dili, matematik, fen bilimleri, sosyal bilimler, beden eğitimi, sanat eğitimi ve din bilgisidir. Ancak programlarda ortak derslerin yanısıra seçmeli dersler de vardır. (Gültekin,1998,s:85).
Ülkemizde 1997’de 4. sınıftan itibaren seçmeli derslere yerverilmeye başlanmıştır. 1998 yılında önerilen 19 ders yine aynı yıl içinde 7 derse indirilmiştir. Bu dersler, Bilgisayar, Drama, Güzel Konuşma ve Yazma, İkinci Yabancı dil (İngilizce, Almanca, Fransızca), Turizm, Tarım ve Yerel El Sanatları’dır( 2492 Sayılı T.D. s:1011). Bu dersler hem çağın gereği olan bilgi ve becerileri öğrencilere kazandırmayı amaçlayan hem de ülkemizin şartları dikkate alınarak belirlenmiş milli kültürü muhafazaya yönelik derslerdir.
Bilgi çağında dil eğitiminin önemi de gittikçe artmaktadır. Özellikle İngilizce geçerliliğini giderek artırmakta ve bir dünya dili haline dönüşmektedir. Ülkemizin de bu gelişmelerden uzak kalması düşünülemez. 1997 yılına kadar 6. sınıftan itibaren başlayan dil eğitimi 17.09.1997 tarihinde Talim ve Terbiye Kurulu’nun aldığı kararla 1997-1998 öğretim yılında 4 ve 5. sınıflarda uygulamaya konulmuştur. Yabancı dil dersi programları incelendiğinde:
“Yabancı dil öğrenimi farklı kültürlere bakışın kapılarını açar, kişiyi açık ve hoşgörülü olma konusunda eğitir. Aynı zamanda kişinin kendi kültürüne bakışını güçlendirir ve kendi ile özdeşleşmesini kolaylaştırır.” (2481 sayılı T.D. s:590).
“ İletişim teknolojilerinin baş döndürücü hızla geliştiği dünyamızda yabancı dilin vazgeçilmez bir iletişim aracı olduğu kabul edilmektedir. Ülkemizin bütün dünya ülkeleri özellikle Avrupa ülkeleri ile ilişkileri yanında, bilim dünyasında da hak ettiği yeri alması ve çağdaş uygarlığa ulaşması için bir yabancı dil bilmek gerekmektedir. Kısa vadede ikinci, hatta üçüncü yabancı dil ihtiyaca da kaçınılmaz olacaktır.
İlköğretim okullarında 4. sınıftan itibaren konulan zorunlu yabancı dil öğretimi ile öğrencilerin 8 yıllık temel eğitim sonunda yabancı dilde orta seviyeye getirilmeleri, ortaöğretimi bitirdiklerinde ise ileri düzeyde yabancı dil bilgisine sahip kılınmaları hedef kılınmıştır”denilmektedir (2481 sayılı T.D. s: 606).
Sözkonusu sınıflarda İngilizce’nin yanısıra Almanca ve Fransızca dersleri de yer almaktadır. Yabancı dil derslerinin sınıf öğretmenlerince okutulması öğrencinin yabancı dil seçme hakkını ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca yabancı dil öğretimi dersi almayan veya yabancı dil bilgisini zaman içinde kaybeden sınıf öğretmenler bu dersin öğretimi konusunda yetersiz kalmaktadırlar.
Küreselleşme sürecinde eğitim sistemimizdeki diğer program değişikliklerini şöyle sıralayabiliriz:
Öğrencilere evrensel değerleri kazandırmak amacıyla ilköğretim okulu programına “Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi” dersi konulmuştur. 7 ve 8. sınıflarda okutulacak bu derste ; insanlığın ortak mirası, ortak mirastan yararlanma ve ortak mirasa katkıda bulunma, insan hakları kavramı, evrensel ilkelere olarak insan hakları...vb. konulara yer verilmiştir (Atak-Güler-Dinçer, Vatandaşlık ve İnsan hakları Eğitimi ders kitabı).
Sosyal Bilgiler Ders Programına, Dünyadaki siyasi değişiklikler sonucu bağımsızlığını elde eden yeni Türk Cumhuriyetleri, özerk bölgeler ve Türklerin yaşadığı başlıca ülkeler hakkında konular eklenmiş, ayrıca, UNESCO, UNICEF, WHO, ILO, IMF, FAO, BM, AB, NATO ve OECD gibi uluslar arası kuruluşlara da program da yerverilerek öğrencilerin değişen dünya düzeni ve yeni oluşumlar hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmıştır (2487 Sayılı T.D, s:559-560).
Talim ve Terbiye Kurulu 2000-2001 Eğitim öğretim yılından itibaren denenip geliştirilmek üzere, özel öğretim kurumlarında Uluslararası Bakalorya Fen Bilimleri ve Türkçe-Matematik alanları haftalık ders çizelgesini ve içinde Küreselleşen Toplumda iletişim teknolojisi dersinin de yer aldığı ders programlarını kabul etmiştir (2519 Sayılı T.D. s:1160).
KÜRESELLEŞME VE OKUL
Bilgi toplumunda sadece toplumsal yapı değil , aynı zamanda toplumsal kurumlar da hızlı bir değişim süreci yaşamaktadırlar. Bilgi toplumunun önemli toplumsal kurumlarından biri eğitimdir. Eğitim örgütlerinin bilgi toplumundaki rolü çok değişik olacaktır. Okul bilgiyi üreten, sunan ve yayan bir örgüttür. Bilgi toplumunun okulu sürekli olarak kendini yeni gelişmelere açık tutmak zorundadır. Bilgi toplumunda okulun örgütsel kültürü de önemli bir değişim gösterecektir. Okulun sahip olduğu kültür, bilimsel gelişme ve yeniliğe açık, insan kaynaklarına değer veren ve bireyin kendini gerçekleştirmesine yardım eden bir örgütsel kültür olmalıdır (Çelik,2000, s:134).
Bilgi toplumunda okullar eğitim verme konusundaki tekelleri ortadan kalkacak, okul dışındaki kuruluşlarda eğitim vereceklerdir (Drucker,1993,s.290).
Okullar, giderek yapı ve davranışlarını değiştirecek ve öğrencilerin içlerinde zevkle yaşayıp geliştikleri birer eğitim ortamı haline gelecektir(Bilgen, 1993,s:38).
Küreselleşme süreci, okul örgütleri açısından iki soruyu gündeme getirmiştir:
- Okul evrensel değerleri bireylere nasıl kazandırılabilir?
- Evrensel değerlerle çelişmeyecek milli değerler bireylere nasıl kazandırılabilir?
Okul, küreselleşen dünyanın evrensel değerlerini ve evrensel değerlerle çelişmeyecek ve milli kimliği koruyacak değerleri bireylere aktarabilecek bir örgütsel kültür oluşturmak zorundadır. Bununla birlikte okul, ulusal değerleri evrensel değerlere taşıyarak da evrensel kültürün oluşmasına katkıda bulunabilir (Çelik,2000, s:132-133).
Kültürün evrenselliği, diğer kültürlerle karşılaşma ve kendisinden diğer kültürlere birşeyler aktarma olasılığıdır(Reboul, 1995, s:373). Eğitim sistemi evrensel değerleri kazandırmakla birlikte, bireylere milli değerleri yeterince kazandıramazsa, küreselleşme sürecinde diğer kültürleri ezen ve dünyaya hakim olmaya çalışan batı kültürü karşısında kültürümüzün varlığını sürdürmesi mümkün olmaz.
Bu bakımdan küreselleşme eğiliminin ülkemiz eğitim sistemine etkileri, daha farklı bir görünüm sergilemektedir. Ülkemiz bir taraftan Avrupa Birliği’ne girme çabası içindeyken diğer taraftan diğer taraftan Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle sıkı ilişkiler sürdürmektedir. Türk eğitim sistemi gelecekte hem Avrupa’nın evrensel değerlerine uygun, hem de yeni Türk Cumhuriyetleriyle entegre olan insan tipini yetiştirmenin sıkıntısını çekecektir (Çelik,2000, s:133).
Gelişmenin temel değerlerinden biri olan değerler, davranışlara anlam ve gerekçe oluşturan insani, manevi, ulusal ve toplumsal niteliklerdir. Gelecek yüzyılda, toplumsal değerler. Ahlaki değerler ve davranışlar eğitimin en önemli konularından birini oluşturmayı sürdürecektir (Açıkalın, 1995, s:10).
Avrupa ülkeleri, ortak bir Avrupa kimliği oluşturmaya çalışmaktadırlar. Avrupa kimliğinin kazandırılması ve kimliğin özelliklerini gösterecek insan tipinin yetiştirilmesi, eğitim sisteminin görevidir. Bundan dolayı Avrupa ülkeleri, Avrupa kimliğini taşıyacak insanların yetiştirilmesi için ortak birtakım projeler geliştirmişlerdir. Avrupa kimliğinin oluşturulması, eğitim sistemlerinin entegrasyonuna bağlıdır (Çelik, 1995, s:556-557).
Okul kültür değişmesini sağlayan örgütlerin başında gelir. Okulun sosyal işlevi, çocuğu sosyalleştirmek, yani çocuğa kültürü aşılamaktır. Okul bu görevini yaparken, kültürü hem korur hem değiştirir. Böylece kültürün hem yenileşmesini, hem devamını sağlar (Bursalıoğlu,s:34-35).
Türk kültürü bir çınar gibidir. Kültürün değişmesi gereken öğeleri zaman içinde kendisi kurur ve kazanılacak yeni öğeler yeni filizler olarak sürgün verir. Şayet kültürel değişme zorlamayla olursa yani, yeni sürgünler vermesi için çınarın yaş dalları budanırsa çınar kurumaya mahkum olur. Bu nedenle kütür değişimini doğal sürecine bırakmak gerekir.
EĞİTİM YÖNETİMİ:
Küreselleşme süreciyle birlikte uluslar arası örgütlerin ortaya çıkması ve daha çok işbirliğine gitme zorunluluğu, örgüt kavramına da yeni bir boyut getirmiştir. Örgüt kültürü sadece örgüt, bölge ve ulus bazında değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde de incelenmiş; değişik ülkelerin kültürleri karşılaştırılmıştır. Başarılı yönetim biçimine sahip olan örgütlerin kültürlerinden diğer ülkeler de yararlanmaya çalışmış, özellikle dikkatler Japon örgüt kültürüne çevrilmiştir (Çelik,2000, s:132)
Bilgi toplumunda yönetim ve yönetici kavramları farklı bir boyut kazanmıştır. Bugünkü yönetici, bilginin uygulanmasından ve performansından sorumlu olan kişi olarak tanımlanmaktadır(Drucker, 1993, s:69).
Okulun yapı ve yönetiminde meydana gelen değişmeler, kuşkusuz okulu yöneten yöneticinin rollerini de önemli ölçüde değiştirmiştir. Okul yöneticisi küreselleşme, enformasyon teknolojisi, örgütsel öğrenme ve toplam kalite yönetimi gibi yeniliklerin karşısında yeni roller üstlenmek zorunda kalmıştır. Bu da her şeyden önce yeni bir misyon, vizyon ve liderlik davranışını gerektirir. Eğitim yönetimi alanında eğitimden geçmemiş okul yöneticilerinin rollerini gerektiği gibi oynamaları mümkün değildir. Okul yöneticisinin öğretmen ve öğrencilerin beklentilerini karşılayabilmesi ve okulun verimliliğini artırabilmesi için sürekli olarak kendini yetiştirmesi gerekir Bilgi toplumunda birey öğretmenin dışında birçok kaynaktan bilgiye ulaşma yollarını öğrenecektir (Çelik,2000, s:145).
Eğitim yöneticisi, bir eğitsel lider olarak kendi kurumunun örgütsel vizyonunu ve misyonunu belirlemek zorundadır. Toplumun okul örgütlerinden beklentileri her geçen gün değişiklik göstermektedir. Bu nedenle okul yöneticisinin penceresini dünyaya açması gerekir. Dünyada eğitim alanındaki ne gibi yenilikler gerçekleşmektedir? Uluslarası düzeyde ne gibi ortak projeler geliştirilebilmektedir? Dünyadaki değişikliklere eğitim sistemimizin nasıl uyum sağlayabilir? Bütün bu sorulara cevap verebilecek vizyon ve misyon sahibi yöneticilere ihtiyaç vardır(Çelik, 1995,s:51)
Okul sistemlerindeki yapısal değişme, bir taraftan model belirleme krizini ortaya çıkarırken, diğer taraftan okul yöneticisinin rollerini de karmaşıklaştırmaktadır.(Çelik, 1995, s:560). Bilgi toplumunda okul yöneticisinin ve öğretmenin rolleri de değişecektir. Bilgiyi üretme ve etkili bir şekilde kullanma, yönetim yaklaşımının temelini oluşturacaktır (Çelik,2000, s:136).
Avrupa ülkeleri, okul yöneticilerinin seçimi, yetiştirilmesi ve yükseltilmesi konusunda işbirliğine gitmektedirler(Çelik,1995, s:567). Bununla birlikte ülkeler arasında okul yöneticilerinin seçimi, atanması ve yetiştirilmesi açısından büyük farklılıklar vardır. Okul yöneticileri İngiltere, Almanya, Hollanda, İsveç ve Macaristan’da yerel yönetim tarafından; Fransa, İtalya, Belçika, Polonya, Romanya ve Arnavutluk’ta merkezi yönetim tarafından; ispanya ve Portekiz’de ise seçimle atanmaktadır (Çelik, 1995,s:557).
Dünyadaki bu gelişmeler sonucu okul yöneticisinin sahip olması gereken yeni vizyonu, çalışmakta olan okul müdürlerine kazandırmak için, ülkemizdeki okul müdürleri 2000 yılı içinde hizmetiçi eğitime alınmıştır.
Yapılan yönetmelik değişikliğiyle, yeni atanacak müdürler için sınav şartı getirilmiş, sınavı kazanan adaylar alındıkları hizmetiçi eğitim kursu sonundaki başarılarına göre uygun kurumlara atanmaya başlanmıştır (M.E.B’na Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, (2494 Sayılı T.D.)
KÜRESELLEŞME VE EĞİTİMDEKİ DİĞER DEĞİŞİMLER
Öğretmen yetiştirme: Cumhuriyetin ilk günlerinden bu yana değişen diğer olgularlarla birlikte öğretmen yetiştiren kurumlar da değişim yaşamıştır. Öğretmensizlik nedeniyle ilkokul mezunlarının eğitmen olarak çalıştırıldığı bir dönemden günümüze kadar köy enstitüleri, öğretmen okulları, eğitim yüksek okulları ve eğitim fakülteleri öğretmen yetiştiren kurumlar olmuşlardır. Başlangıçta öğretmen olmak için ortaöğretim düzeyinde bir eğitim yeterli iken zamanla bu yüksekokul düzeyine çıkarılmıştır. Günümüzde ise en az dört yıllık fakülte mezunu olmak gerekmektedir.
1997’de YÖK tarafından eğitim fakültelerinin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili çalışma yapılmış 3,5 + 1,5 şeklinde ifade edilen model ortaya konulmuştur (Dönmez 1998, s:73).
Görüldüğü gibi çağın gerektirdiği öğretmeni yetiştirmek için artık beş yıllık bir yükseköğrenim görülmesi gerekmektedir.
Bilgi toplumunda birey öğretmenin dışında birçok kaynaktan bilgiye ulaşma yollarını öğrenecektir (Çelik,2000, s:132). Bu nedenle başlangıçta öğrenciye gerekli bilgileri sunan bir varlık olan öğretmenin zaman içinde misyonu değişmiştir. Öğretmen artık bilgiyi sunan bir kaynak konumundan öte bilgiye ulaşma yollarını öğreten bir rehbere dönüşmüştür. Ayrıca günümüzde öğrencilerin etkilenebileceği uyarıcılar o kadar çoğalmıştır ki öğretmenin psikoloji alanında da çok iyi düzeyde eğitim alması gereklidir.
Öğretmenlerin, uluslararası düzeydeki değişmelerin önemini yakından idrak etmeli ve bu değişmelerin kendi toplumlarına olan yansımaları ile ilgili olarak hem yakın çevrelerini hem de çevrelerini haberdar etmeleri gerekmektedir (Şanal,1998,60).
Çağdaş toplumun öğretmeni, sorun çözme becerisine sahip, teknolojiyi kullanabilen, öğrenci veliyle yeterli ilişki kurabilen, okulu aktif öğrenme ortamına dönüştürebilen bir kişi olmalıdır (Şanal,1998,62).
Toplam kalite yönetimi de eğitim süreçlerinde yeni anlayışlar getirmiştir. Bilginin yayıcısı öğretmen, öğretme etkinliklerinin düzenleyicisi öğretmene; sınıfta karar veren tek kişi durumundaki öğretmen, diğer öğretmenlerle ve öğrencilerle birlikte karar veren öğretmene; kontrol edici olan öğretmen, lider olarak öğrencinin ihtiyaçlarına eğilen ve öğrenmeyi öğreten rehbere dönüşmüştür (Can 1998, s:59).
Bilgi toplumunda hizmet içi eğitimin geleneksel anlamı değişmiş, hizmet içi eğitim sadece belirli merkezlerde değil, her örgütün kendi bünyesinde ve sürekli yapılır hale gelmiştir (Çelik,2000, s:138).
Özel Eğitim: Türkiye’de özel eğitimle ilgili yasal düzenlemelerde A.B.D ve İngiltere’den yararlanıldığı görülmektedir. Bu yasal düzenleme özel eğitime erken başlanmasını, çalışmalara ailelerin de katılmasını, kaynaştırma eğitimi için fırsat yaratılmasını ve özel eğitimin bireyselleştirilmiş eğitim planları doğrultusunda yapılmasını öngörmektedir (Kırcaali-İftar,1998,s:11-12)
Özele eğitim konusunda ülkemizde yeterli sayıda kurum bulunmamaktadır.
Yaygın Eğitim:Yaygın eğitim, örgün eğitim sistemine hiç girmemiş ya da herhangi bir kademesinde bulunan veya bu kademelerden çıkmış bireylere; gerekli bilgi, beceri ve davranışları kazandırmak için örgün eğitimin yanında veya dışında onların; ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini sağlayıcı nitelikte,çeşitli süre ve düzeylerde yaşam boyu yapılan eğitim-üretim-rehberlik ve uygulama etkinliklerinin tümüdür (Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği, m.7)
Yaygın eğitim çalışmaları, başta halk eğitim merkezleri olmak üzere değişik kurumlarca yapılmaktadır. Gelişen dünyada insanların sahip olmak istedikleri beceriler de değişmiş, dikiş-nakış, dokuma, daktilo...vs. kurslar yokolmaya yüztutmuş, bu kursların yerini bilgisayar ve yabancı dil kursları almıştır.
Yönlendirme: İlköğretimin son ders yılının ikinci yarısında öğrencilere, ortaöğretimde devam edilebilecek okul ve programların hangi mesleklerin yolunu açabileceği ve bu mesleklerin kendilerine sağlayacağı yaşam standardı konusunda tanıtıcı bilgiler vermek üzere rehberlik servislerince gerekli çalışmalar yapılır (M.E.Temel Kanunu m.22)
Yöneltme ilköğretimde başlar; yanılmaları önlemek ve muhtemel gelişmelere göre yeniden yöneltmeyi sağlamak için ortaöğretimde de devam eder (M.E.T.Kanunu,m.30).
Yönlendirmede amaç bireyin ilgi, yetenek ve kapasitesine uygun bir kuruma veya mesleğe yönlendirilmesidir. Maalesef ülkemizde yönlendirme çalışmalarında etkin rol oynayacak okul rehber öğretmenlerinin sayısının az olması ve okullarda yürütülen rehberlik çalışmalarının verimsiz olması yönlendirme çalışmalarında olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Oysa küreselleşme süreci, bireyin yeteneklerinin en etkin şekilde kullanılmasını ve en verimli olacağı alanlara yönlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Projeler: Küreselleşme sürecinde değişen dünya düzenine eğitim kurumlarının da uyum sağlaması için uygulamaya konulan birçok proje olmuştur. Bunlardan LİMME ve Kredili sistem gibi bazıları bir süre uygulanmışken bazı projelerin uygulanmasına hala devam edilmektedir. Bunlardan birisi MLO projesidir. Milli Eğitimi Geliştirme Projesi kapsamında; eğitimin niteliğini artırmak ve öğrenci başarısının OECD ülkeleri ortalamasına çıkarmak amacıyla, 147 ilköğretim, 61 ortaöğretim kurumunda Müfredat Laboratuar Okulları uygulaması başlatılmıştır (APK Başkanlığı, 1998,s:34-35)
55. Hükümet tarafından başlatılan "Eğitimde Çağı Yakalama 2000 Projesi" kapsamında sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim uygulamaya konulurken; Örgün eğitimi, uzaktan öğretim yöntemiyle desteklemek, İlköğretim kurumlarında bilgisayar laboratuvarları kurmak, bu laboratuvarlarda Bilgisayar Destekli Eğitimin (BDE) yanı sıra tüm öğrencilere bilgisayar kullanımını öğretmek, Çocuklarımıza ilköğretim kademesinde en az bir yabancı dil öğrenme olanağı sağlamak, Okulları, çağın gereklerine uygun araç ve gereçlerle donatmak, Akılcı ve bilimsel bir yaklaşımla "öğrenmenin yollarını öğrenen ve sorgulayan birey" yetiştirmek yoluyla "öğrenen toplum" olmanın gereği olan en önemli koşulu yerine getirmek, temel ilkeler olarak benimsenmiştir (www.h.vural) .
Aynı projede:
- Doğru düşünen,
- Etkili karar alan,
- Sorumluluğunun bilincinde olan,
- Kendini sürekli yenileyen ve geliştiren,
- Birlikte çalışma becerisine sahip,
- Kendi kendisiyle ve başkalarıyla yarışan,
- Rekabet ortamını iyi anlayan ve iyi değerlendiren,
- Risk alabilen,
- Yaşama saygılı,
- Çevreyi ve doğayı koruyan,
- Düşünerek hareket eden,
- Olaylara çok yönlü bakabilen,
- Kendisinin güçlü ve zayıf yönlerini tanıyan,
- Yetkiyi sorumluluk olarak kullanan,
- Ülkesinin gelişmesinin, kendisinin ve ailesinin gelişmesi olduğunun bilincinde olan,
- Kamu düzenine saygılı, kendini ve insanları seven,
uzlaşmacı bireyler olarak yetiştirilmelerinin hedeflendiği belirtilmektedir (www.meb.gov.tr).
Bu günlerde yapılan bir çalışma ise Toplam Kalite Yönetiminin eğitim kurumlarında uygulanmasına yönelik çalışmadır.
Yurtdışındaki Türkler: 1998 yılı itibariyle yurt dışında okul öncesinde 70.823, ilköğretimde 446.342, ortaöğretimde 124.333, özeleğitim okullarında 38.141, yükseköğretim ve mesleki öğretimde 122.265 olmak üzere toplam 781.996 öğrenci öğrenim görmektedir. Bu öğrencilerin eğitim için değişik ülkelerde toplam 825 öğretmen görev yapmaktadır (APK,1998,s:74). Yurtdışında bulunan üçüncü nesil Türklerin Türk dilini ve kültürünü öğrenip benimsemelerini sağlamada devletimize büyük görevler düşmektedir.
Başta A.B.D olmak üzere gelişmiş ülkelere beyin göçü yaşanmaktadır. Amerikan Üniversiteleri uluslararası eğitim kurumları haline dönüşmektedir. Ülkemizdeki üniversiteler de yabancı üniversitelere eğitim amaçlı personel göndermektedir.
Uluslar arası eğitim etkinlikleri: Ülkemizin 71 ülke ile kültür antlaşması, 45 ülke ile de kültürel değişim proğramı bulunmaktadır. İktisadi işbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD)’nin eğitimle ilgili çalışmaları arasında yer alan Eğitimde Yenilik ve Araştırma Merkezi (CERİ) ile eğitim komitesi’nin faaliyetlerine katılım sağlanmaktadır. Dünyanın değişik ülkelerinde düzenlenen eğitimle ilgili birçok uluslararası toplantı ve konferanslara katılınmıştır (APK,1998,S:75-78).
“Bir taraftan Avrupa Ekonomik Teşkilâtı'na üye olmayı, Karadeniz ülkeleri ekonomik işbirliğini kurmayı amaçlayan; diğer taraftan ülkeler arası değişen dengeler çerçevesinde İslâm ülkeleri ve özellikle Türk cumhuriyetleri ile mevcut ilişkileri hızla geliştirmeye çalışan ülkemizle sözkonusu ülkeler arasındaki eğitime yönelik faaliyetlere verilen önem gittikçe daha da büyük değer kazanmaktadır.
Bu durumda, Avrupa, Balkanlar, Asya ve İslâm ülkelerindeki mevcut eğitim standartlarını iyi bilmek ve bütün bu ülkeler arasında köprü ve denge olma işlevini üstlenen ülkemizin, sözkonusu ülkelerle eğitim alanındaki ilişkilerini yüksek düzeyde ve etkin biçimde sürdürmesi gerekmektedir.
Günümüzde ve gelecekte ülkeler, birbirleriyle hemen her sektörde sürekli yarış içinde bulunmak durumundadırlar. Uluslararası yarışmalarda, hiç şüphesiz eğitim standardının rolü çok büyük olmaktadır. Bu bakımdan, ülkeler, birbirlerinin eğitim tecrübelerinden sürekli yararlanmak durumundadır. Bunun için de ülkeler arasında çeşitli periyodik toplantılar düzenlenmektedir. UNESCO' nun, Avrupa Ekonomik Topluluğu ülkelerinin eğitim bakanlarının iki yılda bir yaptığı toplantılar ve Türk Cumhuriyetleri eğitim bakanları ile altı ayda bir düzenlenen toplantılar, hem sözkonusu ülkelerin birbirlerine yakınlaşması, hem de eğitim tecrübelerini birbirlerine aktarmaları bakımından büyük önem arzetmektedir. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Uluslar arası Konferanslar Genel Sekreterliği kurulmuştur (2380 Sayılı T.D.)
Küreselleşme sürecinde Avrupa birliğine girme yolunda ilerleyen ülkemizin Avrupa Birliği ile ilgili mevzuat uyum çalışmalarını yönlendirmek, birlikte yürütülecek ortak çalışmalarda uyum sağlanması için gerekli strateji ve politikaları belirlemek, program ve proje çalışmalarını değerlendirmek amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Avrupa Birliği Danışma, Yürütme ve Eğitim Araştırma-Geliştirme kurulları oluşturulmuştur (2519 Sayılı T.D. s:1200).
UNESCO- Uluslar arası Eğitim Bürosu (IBE) tarafından 1996 da düzenlenen eğitim konferansına rapor hazırlanmıştır
UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı)’nun amacı: Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca dil, din, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, temel insan hak ve özgürlükleri, yasal hükümler ve adalet çerçevesinde ülkeler arasında eğitim ve kültürün yaygınlaşmasını teşvik etmek, kültürel faaliyetlerin her alanında ülkeler arasında işbirliğini geliştirmektir (Korkmaz, 1997).
Küreselleşmenin getirdiği sorunlar: Hiç kuşkusuz ulus devletler ve bölgesel yada uluslarüstü yapılanmalar kendilerini küresel yarışa girmek hissetmektedirler. Fakat bu küreselleşme sürecinin sorunsuz olmadığını da vurgulamak gerekir (Aksoy, 1996,s:4).
Küreselleşme, bazı kültürel değerleri dejenere etmekte, milli kültür ve evrensel değerler arasında yaşanan çatışmalar sonucunda milli değerlerin yerini evrensel değerler almakta bu da çeşitli sosyal sorunlara neden olmaktadır.
Teknolojinin hızlı değişimi de gelişmekte olan ülkelerde teknolojiyi doğru kullanamama sorununu ortaya çıkarmaktadır.
Eğitim kurumları ise yaşanan değişime uyum sağlamakta geri kalmakta, değişimi başlatma işlevini yerine getiremeyen eğitim kurumları sadece değişime uyum sağlama çabalarıyla meşgul olmaktadır.
Eğitim sistemimiz sanayi toplumunun ihtiyaçlarına uygun insan modeli belirleyemeden, dünya bilgi toplumuna geçmiş, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin şokunu üzerinden atamayan eğitim sistemi bu kez tıkanıp kalmıştır (Özden,2000, s:75).
Eğitim sisteminin bilgi toplumunun ihtiyaçlarının karşılayamamasına ilişkin eleştirilerin özünde mezunlarına küresel düşünceyi yerleştirememesi, yeterli girişkenlik ve rekabet gücünde insanlar yetiştirememesi vardır (Özden,2000, s:74)
Ülkemizde bazı yenilikler okul veya sistem tarafından kabul edilip edilmeyeceği incelenmeden uygulamaya konulmuş, okulları yenilemek için yapılan ve uygulanan bazı projelerde emekler ve ödenekler boşuna harcanmıştır (Bursalıoğlu,1994, s:152).
SONUÇ:
Türkiye'nin globalleşen dünyada, onurlu bir yer edinebilmesi ve sorunlarına kalıcı çözümler bulabilmesi, bilim-teknoloji-sanayi yeteneğini yükseltebilmesine bağlıdır (www.tubitak.gov.tr). İnsanların ve toplumların refah düzeyinin yükselmesi ancak eğitim yoluyla olmaktadır. Bilim-teknoloji ve sanayi yeteneğinin geliştirilmesi için de eğitime gerekli kaynağın sağlanması ve değişim çalışmalarına daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. 1997 verilerine göre ülkelerin eğitime bütçeden ayırdıkları paylar incelendiğinde (Finlandiya 7.9, İsveç %7.7, Norveç 7.6, Kanada %6.9, Fransa % 5.7, ABD % 5.2, İngiltere 5.1, Almanya 4.8, İspanya 4.7, Yunanistan %3.5, Türkiye ise 3.3'dir ) Türkiye’nin eğitime yeterince kaynak ayıramadığı görülmektedir (www.h.vural). Türkiye’nin dünya ülkeleri içinde onurlu bir yer edinmesi için öncelikle yapması gereken eğitime yeterince kaynak sağlamaktır
Avrupa topluluğuna üye ülkeler arasında malın, sermeyenini ve insanın serbestçe dolaşması esastır. En çok genç nüfusa sahip bulunan ülkenin Türkiye olduğu ve topluluk içinde en çok serbest dolaşacak insanın bizim insanımız olacağı bilinen bir gerçektir. Bunun için her insanımıza, çağdaş standartlara uygun ve uluslar arası geçerliliği olan bir meslek pasaportunun verilmesine imkan sağlayacak eğitim sisteminin oluşturulması mecburiyeti vardır (Temel, 1995,s:20).
Eğitim kurumlarının ve eğitim süreçlerinin çağ koşullarına göre düzenlenmesi bilimsel bir yaklaşımı gerektirmektedir (Varış,1988, s:13). Bu nedenle değişimin planlı olması gerekir Ayrıca değişim sürecinin etkililiği de değişim plan ve politikalarını etkileyen etkenlerin belirlenmesine ve kontrol edilmesine bağlıdır (Karip, 1997, s:63). Plansız ve kontrolsüz bir değişim ilerleme yerine karmaşayı getirecektir.
Ülkemizde, üzerinde fazla düşünülmeden hazırlanan ve uygulamaya konulan bazı ders programları aradan birkaç ay geçmeden düzeltilmek zorunda kalınmakta, çıkarılan yönetmelikler herkes tarafından aynı şekilde kolayca anlaşılabilecek nitelikte olmadığından ardından gönderilen genelgelerle işler yürütülmeye çalışılmaktadır. Yönetmelik ve programların değişimine örnek verirsek. 1998 yılında Yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirmelerine İlişkin Yönetmelik 1999 yılında, Ocak 2000’de yürürlüğe giren İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Rehberlik ve Teftiş Yönergesi bir yıl sonra Şubat 2001’de değiştirilmiş, 1996 yılında yürürlüğe giren Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetmeliği’nde 1998 yılında değişiklik yapılmış, , 1997 yılında ders programları dahi hazırlanmadan ilköğretim ders programında okutulmak üzere konulan seçmeli derslerin sayısı bir yıl sonra değiştirilerek yediye indirilmiş, 2000-2001 öğretim yılı başladıktan sonra İlköğretim Okulu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders programı değiştirilmiş, henüz ders kitabı basılmadığından ders etkinliklerinde kaynak sıkıntısı çekilmiştir. Bu plansız ve sık değişim eğitim sistemimizde karmaşa yaratmakta ve gelişmeyi olumsuz yönde etkilemektedir.
Hazırlanacak değişim programı ve planlar ülkemizin ekonomik, toplumsal ve siyasi hedefleriyle uyumlu, anlaşılabilir, gerçekçi, parti politikalarından uzak, uygulayıcılar değiştiğinde yeni uygulayıcılar tarafından devam ettirilebilecek programlar olmalıdır.
Berman’e göre gelişmekte olan ülkelerin değişim projelerini hazırlarken, Birleşik Devletlerdeki uygulamaları örnek almaları, kendi kültürel yapılarına ve örgütsel koşullarına uygun model oluşturamamaları başarısızlığa neden olmaktadır.(Özdemir-Cemaloğlu, 1999,92). Bu nedenle Türkiye şartları; örneğin okullaşma oranı, okulların köy ve şehirlere göre dağılımı, birleştirilmiş sınıflı ilköğretim okullarının sayısı, okullardaki fiziki kapasite, personel sayısı, devlet bütçesinden eğitime ayrılan pay gibi etkenler dikkate alınmadan yapılacak değişim çalışmalardan olumlu sonuçlar alınması düşünülemez.
Değişim programları hazırlanırken toplumun eğilimi mutlaka dikkate alınmalıdır. Toplum tarafından kabul görmeyen bir değişim politikasının başarılı olması beklenemez.
Yenilik, bir defada olmak yerine aşamalı ya da gelişimsel olarak uygulanırsa daha başarılı olmaktadır (Balcı,2001, s:40). Bu nedenle eğitim sistemimizde yapılacak değişim bir süreç şeklinde olmalıdır.
Türkiye eğitim sisteminin bugünkü sorunu, yaptığını doğru şekilde yapmamak değil, doğru olanı yapmamaktır. Şimdiye kadar yapılanları yapmamak, en iyi şekilde de yapılsa, sorunu çözemeyecektir. Şimdiye kadar yapılanın bugün için doğru olup olmadığının sorgulanması ve 2000’ li yılların doğrularının belirlenmesi gerekiyor. Sorun, eğitimde bugünün doğrularını, dolayısıyla bugün yapılması gerekenleri bulmak ve gelecek için doğru vizyonu geliştirmektir( Özden, 2000, s:VII).
Halen geliştirilmesi gerekebilecek kimi yanları olmasına rağmen Batıda özellikle yükseköğretim düzeyinde, bir devrim şeklinde başlayan sanal eğitim uygulamasının fazla gecikmeden Türk Eğitim Sisteminde de yansımasını bulmasında yarar olacaktır (Karasar,1999,s:145).
Eğitim sistemimizin yetiştireceği insanın niteliklerine gelince, Gürüz ve diğerlerine göre, bilgi toplumunun gerektirdiği insan gücünde bulunması gerekli nitelikleri de şu şekilde özetlemek mümkündür:
- Teknolojik gelişmelere ve bunların yol açtığı değişime adapte olabilme ve sürekli olarak kendini yenileyebilme yeteneği,
- İleri teknolojilere aşinalık, özellikle bilgisayar okur yazarlığı (computer literacy),
- Kendi mesleki alanlarındaki derinleme bilginin yanında, fen ve mühendislik alanlarındakiler için asgari düzeyde bir sosyal bilimler bilgisi, sosyal bilim alanındakiler için de asgari bir fen ve teknoloji bilgisi; özellikle teknolojinin toplumsal etkilerini kavrayabilme yeteneği, bir fen ve teknoloji bilgisi; özellikle teknolojinin toplumsal etkilerini kavrayabilme yeteneği,
- Anadili ile birlikte en az bir yabancı dilde yazılı ve sözlü iletişim yeteneği,
- Grup halinde çalışabilme, özellikle disiplinler arası çalışma yapabilme beceri ve yeteneği (www.h.vural).
Yukarıda belirtilen niteliklerin yanısıra;
- insan haklarına saygı,
- demokratikleşme,
- adil ve kalıcı bir barış,
- insan onuruna yaraşır bir yaşam kalitesi,
- doğal ve tarihsel çevrenin korunması
gibi kavramları özümsemiş, bu kavramlara sahip çıkan ve zenginleştiren, merak eden, herhangi bir dogmaya saplanmaksızın sorgulayan, özgürce düşünen, tartışan, küreselleşme sürecinin bilim, teknoloji, ve sanayi üstünlüğüne sahip uluslara özgü motiflerle örüldüğünün farkında olup, ulusumuzun yaşam düzeyini yükseltme azmi taşıyan, milli, manevi değerlere sahip insan yetiştirmek eğitim ve öğretim sürecinin başlıca ilkesi kabul edilmelidir (www.tubitak.gov.tr).
İnsan kaynağından en etkin şekilde verim alınabilmesi için öğrenciler ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yetiştirilmeli, öğrencilerin eğitim sistemi içinde kendi yetenekleriyle uyumlu alanlara yönelmelerine yardımcı olunmalı, insanın en değerli kaynak olduğu ve kapasitesini tam anlamıyla kullanılmasının gerektiği düşünülen çağımızda, okullardaki yönlendirme çalışmalarına gerekli önem verilmelidir.
Okullar, eğitim teknolojilerinin kullanıldığı, öğrencilerin yeteneklerine uygun alanlarda yetiştirildiği, kültürel değerlerin en etkili şekilde yeni nesillere aktarıldığı, öğrencilere evrensel değerlerin ve demokratik tutumların kazandırıldığı zengin öğrenme ortamları sunan kurumlar olmalı, öğretmenler ise demokrat, gelişime açık, eğitim ve teknoloji alanındaki gelişmeleri izleyen yeni teknolojileri kullanabilme becerisine sahip, gelişim ve öğrenme psikolojisi alanına hakim, kolay iletişim kurabilen, uluslar arası değişimleri ve yeni dünya değerlerini takip edebilen, sosyal problemlere duyarlı, milli kültürü özümseyip sahip çıkabilen bireyler olmalıdır.
KAYNAKLAR
1. Açıkalın,Aytaç, “2020 Yılında Benim Okulum” Eğitim Yönetimi, Sayı:1 Ankara 1995
2. Akkoyunlu, Buket, Eğitimde yeni Teknolojiler, AÖF Yayınları, Eskişehir,1998
3. Aksoy, Asu, Küreselleşme ve istanbulda İstihdam, Gürtaş Ofset, İstanbul 1996
4. Atak,Ayşin-Güler Aysel-Dinçer Hasan, Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi 7, M.E.Basımevi İstanbul 2000
5. Balcı, Ali, Etkili Okul ve Okul Geliştirme, Pegem Yayıncılık, Ankara, 2001
6. Bilgen Nihat, Çağdaş ve Demokratik Eğitim, M.E.Basımevi, İstanbul 1993
7. Bursalıoğlu,Ziya, Okul Yönetiminde Yeni Yapı ve Davranış, Pegem Yayınları, Ankara 1994
8. Can Niyazi, “Öğretmen ve Yöneticinin etkililiğinin öğretimdeki rolü”, Eğitim Yönetimi Sayı:13, Ankara 1997
9. Çelik Vehbi “Küreselleşme Sürecinde Avrupa’da Eğitim Yönetimi” Eğitim Yönetimi Sayı:4 Ankara 1995
10. Çelik Vehbi, Okul Kültür ve Yönetimi, Pegem Yayınları, Ankara 2000
11. Çeliköz Nadir, “Bilgisayar Destekli Öğretimin Gerçekleşme Biçimleri”, Eğitim Yönetimi, Sayı:4 Ankara 1995
12. Dönmez Burhanettin “Eğitim Fakültelerinin Yeniden Yapılandırılması Üzerine Bazı Eleştiriler, Eğitim Yönetimi Sayı:13,Ankara 1998
13. Drucker Peter F. Kapitalist ötesi Toplum, İnkılap kitabevi,1993
14. Ergit Sükrü, Milli Eğitimle İlgili Mevzuat, M.E.Basımevi, Ankara 1999
15. Gültekin , Mehmet, Eğitim Bilimlerinde Yenilikler, AÖF Yayınları,Eskişehir 1998
16. Hakan, Ayhan, Eğitim Bilimlerinde Yenilikler, AÖF Yayınları, Eskişehir 1998
17. Karasar Salih, “İnternet Ortamında Eğitim” Eğitim Yönetimi Sayı 18, Pegem Yayıncılık Ankara 1999.
18. Karip Emin “Eğitimde Yeniliklerin Uygulanmasını Etkileyen Etkenler” Eğitim Yönetimi Sayı:1,Pegem Yayıncılık, Ankara 1997
19. Kaya, Zeki “Yapı,İşleyiş ve Programlarıyla Açıköğretim Lisesi” Eğitim Yönetimi Sayı:4 Ankara 1995
20. Kırcaali, İftar-Gönül, Özel Eğitim1,2,3 AÖF Yayınları, Eskişehir 1998
21. Korkmaz,Nuray, Uluslar arası Kuruluşlar Rehberi, İstanbul Ticaret Odası Yayınları No:29 İstanbul,1997
22. M.E.B. Araştırma Planlama Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, Milli Eğitim, M.E.Basımevi, Ankara 1998
23. Milli Eğitim Bakanlığı 2519 sayılı Tebliğler Dergisi
24. Milli Eğitim Bakanlığı 2380 sayılı Tebliğler Dergisi
25. Milli Eğitim Bakanlığı 2487 sayılı Tebliğler Dergisi
26. Milli Eğitim Bakanlığı 2481 sayılı Tebliğler Dergisi
27. Milli Eğitim Bakanlığı 2492 sayılı Tebliğler Dergisi
28. Milli Eğitim Bakanlığı 2494 sayılı Tebliğler Dergisi
29. Özdemir, Servet-Cemaloğlu, Necati “Eğitimde Değişimi Uygulama Modelleri”, Eğitim Yönetimi, Pegem Yayıncılık, Sayı:17, Ankara 1999
30. Özdemir Servet, Eğitimde Örgütsel Yenileşme, Pegem Yayınları, Ankara 1997
31. Özden Yüksel, Eğitimde Dönüşüm, Eğitimde Yeni Değerler,Pegem Yayıncılık,Ankara 2000
32. Reboul, Oliver “Değerlerimiz Evrensel midir?”, Eğitim Yönetimi, Sayı:3, Pegem Yayıncılık, Ankara 1995
33. Şanal, Mustafa “Toplumsal Değişim Sürecinde Öğretmen ve Öğretmen Rollerindeki Değişmeler” Eğitim Yönetimi, Pegem Yayıncılık, Sayı:17 Ankara 1998
34. Temel, Mehmet “ Mesleki ve Teknik Eğitimde Sorunlar” İşveren cilt 34, Sayı:2 Kasım 1995
35. Varış Fatma, Program Geliştirme Teori ve Teknikler, Ankara Ün. Basımevi, Ankara 1998
36. Vehbi Çelik”Eğtim Yöneticisinin vizyonu ve misyonu” Eğitim Yönetimi, Sayı:1,Pegem Yayıncılık, Ankara 1995
37. Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği 16720 Sayılı Resmi Gazete
38. 20384 Sayılı Resmi Gazete
39. www.tubitak.gov.tr
40. www.geocities.com/hvural/tez/problem
41. www. meb.gov.tr.(8 Yıllık Kesintisiz Eğitim)
Son Güncelleme (Pazar, 16 Mayıs 2010 21:14)
| Bu makale ile ilişkili diğer makaleler: |
|---|
|
| Powered By relatedArticle |
|
İl Müdürlükleri denetim dışı tutulamaz |
| Doğan Ceylan | |
|
SÜT İZNİ, YUR DIŞI GÖREVLENDİRMELER GİBİ DURUMLARDA EK DERS ÖDEMELERİ |
| Rahmi Yaman | |
|
KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ ! (TEFTİŞ) |
| Adnan Uçkun | |
|
Bir Performans İyileştirme Stratejisi: Özdeğerlendirme |
| Z.Kürşat Torun | |
|
Öğrencilerin Zihin Haritalarını Tanıyabilmek (NLP) |
| Sebahattin Eker | |
|
TÜRKİYE’DE TEFTİŞ SİSTEMİNİN SORUNLARI VE AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DURUM |
| Cemil Coşkun | |
|
İÇ DENETİM BİRİMİ RAPORU VE EĞİTİM DENETMENLERİ |
| Zafer Özer | |
|
PROBLEM ÇÖZMEYE İLİŞKİN YAKLAŞIMLAR |
| Zekiye Morkoyunlu | |
|
66 AY TAMAM, SIRADA NE OLMALI? |
| Hasan Yüksel | |
|
KİM BUNLAR (Tufan BİLGİLİ) |
| Konuk Yazar | |



